Adam Gibi Adam Olmak Ne Demektir?

Gerçek “adamlık” makamı; sözle mi, duruşla mı kazanılır? Dürüst, samimi ve vefakâr bir insan olmanın ölçüsü nedir?

Allah’ın rızâsına uygun imanlı, düzgün, dürüst, güvenilir, samimi, kalbi temiz, yüreği sevgi dolu, kendine ve çevresine hatta tüm yaratılmışlara faydalı, çalışkan, vefakâr, cefakâr, kadirşinas, sâdık, irfanlı, faziletli, doğal, adaletli, vicdanlı, helali haramı bilen ve uygulayan, yardımsever, egosuz, hasetsiz, kinsiz, dedikodusuz, başa kakmayan, tefekkür ve tevekkül sahibi, her şeye hamd edici, nimete şükredici, cömert, eli, yüzü, gözü tertemiz, hoşgörülü, tenkit yerine takdir edici, dinlemeyi bilen, anlayışlı, disiplinli ve programlı, hakka hukuka riayet eden, yani manası ve maddesi ile usul hatası yapmayan, istikamet üzerine yaşayıp, liyakat sahibi olarak, hadis-i şerif mucibince “Her günü bir öncekinden daha üstün olan” özü sözü bir olan “Adam gibi adam” olmak hedefimiz olmalı.

Gerçek Adamlık Neyle Ölçülür?

Biiznillah, başarılı olabilirsek o zaman bu fâni imtihan dünyasının da tadını çıkartarak bâki mutluluk hayatının ümit filizlerini daha çok yeşertmiş oluruz.

Bu hâle, bu günlere gelebilmemiz için yüzyıllardır, resmî-sivil Allah arslanları en küçüğünden en büyüğüne kadar, gözlerini kırpmadan seve seve canlarını feda ettiler. Bu özveri ne için? Tabii ki Allah rızası için, vatan için, namus için vb. Bir kibar-ı kelamda “Hubb’ul-vatan min’el-iman: Vatan sevgisi imandandır” denilmiştir.

Hesap günü geldiğinde, başta Huzurullah olmak üzere ve de o fedakâr cengaverlerimizin karşısına mirasçıları olarak yüzü ak çıkabilmek için sahtelikten arınmış, güvenilir, hâlis kul olmak boynumuzun borcu değil midir? Bizim örnek alacağımız yaratılmış tek en yüce insan olan Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri’nin ism-i şerifi; “Muhammed’ül-emin” idi. Bu zirve örnek, akl-ı selim sahipleri için tükenmez bir hazinedir. İstifade edelim ettirelim, gelişelim, geliştirelim. “Yaratan’a itaat, yaratılmışa hizmet” aslî görevimiz olmalıdır. Sevgi; laf ile olmaz, bir ağaca gönülden sarılmak bile sırt sıvazlamak gibi stresi alır, karşılıklı radyasyon alışverişi olur. Ömrümüzde kaç kere bu mutlu iletişimi yapabildik acaba? İlk fırsatta deneyelim!

“İnnallahe cemilün yuhibbül cemâl: Allah güzeldir, güzeli sever” hadis-i şerifi mûcibince mânâsıyla maddesi ile güzel insan olmaya âzami gayreti göstermeliyiz. Bunun için başta rıza-yı ilâhî, insanların ve tüm mahlûkatın memnuniyeti ve bu çabayı sarf eden şahsın kendisinin de mutmain olması gerekir. Tabii ki bu başarı kolay gelmez. Azm-i kavî ile çalışma ve Allah’a tevekkül ederek olur. Burada matematikte olduğu gibi iki yarım insan, bir tam adam etmez, yarımlar yüzlerce olsa da durum değişmez. O yüzden nitelik (keyfiyet) olmadan nicelik (kemmiyet) bir şey ifade etmez.

Nitelikli İnsan, Nitelikli Toplum

Kamer sûresi 49. âyette Rabbimiz “Şüphesiz biz her şeyi dakik, şaşmaz bir ölçüye ve bir kadere göre yarattık.” buyuruyor ki bu kavramlar nitelik temelli bir nizamı ve Allah’ın hikmetini ifade ediyor. Allah bizi ihsan kıvamındaki en güzel ameli işleyelim diye yaratmıştır. Kâmil insan bununla mücehhezdir. Bir yanda teknoloji ilerlerken olması gereken olmuyor, kalite adamlık geriliyor. Ne sebepten yaratıldığımızı düşünmek, Huzurullah’a ne yüzle çıkılacağı neden çok az kişinin aklına geliyor? Çünkü müteaddit ayetlerde “ekseri nâs” olarak belirtiliyor bu nasipsizler!

Hedefimiz; O ahsen hulk sahibi insan olmalı ki başında da sonunda da sonsuzda da mutluluğa erelim inşallah…

Nereden geldik nereye gidiyoruz?

Geçmişi ve geleceği sonsuz olan nasıl bir âlemdeyiz?

Rabbimiz’e kulluk edebilmek için, yaratılış gayemize ne kadar uygun yaşayabiliyoruz?

Konusunun ehli, salih insan seviyesi için; mânâ ile maddeyi olması gerektiği gibi iyi entegre ederken; aklın gücünün yetmediği yerde, iman gücü ile “Düşünen adam” olarak kulluğun mesuliyetini idrak edelim. Bu iş; detayda ve bütünde program yaparak faydalanılacak kaynakları araştırmakla, ders çıkarmakla, erbâbından istifâde etmekle çalışıp çabalamakla ve de nasiple oluşur...

Sahte İnsan mı, Hâlis Kul mu?

Sahte insan; ne düzgün bir şey konuşur ne de düzgün bir şey üretebilir!

Sahte insan; mutlu olamaz, mutlu edemez, sonu da maalesef hüsrandır!

Sahte insan; yararlı olamadığı gibi kendisine ve tüm mahlukata zararlıdır da!

Sahte insan; nefis ve şeytanın esiridir. Yani hür değildir esarettedir. Yazık çok yazık!

Bu yüzden, doğru insanlar yetişirse muameleleri de, kararları da, öğretileri de, idareleri de, üretimleri de yaşantıları da vb. doğru olur; huzurludur, huzur verir, örnek olur! Eğri cetvelden ve dönüp duran pergelden düz çizgi beklenmeyeceğine göre niyetlerimiz, fikirlerimiz, tespitlerimiz, usullerimiz ve uygulamalarımız düzgün olmalı ki; netice de doğru olsun. Çünkü yaşantı ekindir, unutmayalım o ekilen biçilecektir... Dikkat! Resim varsa Ressam vardır, imar varsa Mimar vardır, mürid varsa Mürşid vardır, mahluk varsa hâlik vardır..!

Hud sûresi 112. âyette “Festakim kema umirte” (Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!) buyurulmuştur. Bakara 131. âyette “Eslemtü li rabbilâlemîn" (Âlemlerin Rabbine teslim oldum) diyerek, bu hedefte yaşarsak, vücut dilimizle de örnek olabilirsek dua etmeye de yüzümüz olur. “Adam gibi insan” “İnsan-ı kâmil” olabilip rızasını kazanırsak, Rabbimiz de bizlere Mardiyye Makâmı’nı lütfeyleyerek cennet ve cemâli ile müşerref kılar inşallah...

Allahu veliyyüdtevfik ni’mel mevlâ ve ni’mel refik. (Muvaffakiyet ancak Allah’tandır, O en iyi dost en iyi yardımcıdır.)

Fi emanillah aleyke avnullah. (Allah’a yardımcımız ola, emanetimiz Allah’a...)

Kaynak: Mahmud Sami Kirazoğlu, Altınoluk Dergisi, Sayı: 477

İslam ve İhsan

BİR TAM ADAM NASIL OLUNUR?

Bir Tam Adam Nasıl Olunur?

ADAM KIYMETİ BİLMEK NEDEN BİR FAZİLETTİR?

Adam Kıymeti Bilmek Neden Bir Fazilettir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.