Yemen Şehitleri

Yemen’e kaç Osmanlı askeri gitti? Yemen’de kaç şehidimiz var? Yemen şehitlerinin isimlerine ulaşmak mümkün mü? Gidip dönemeyenlerin hikayesi.

Birinci Dünya Savaşı’nda Yemen cephesi ile ilgili yaptığı çalışmalar sonucu şehit olan yüz binlerce Osmanlı askeri arasında “Adanalı Ali” ve “Antepli Hanefi”nin isimlerine ulaşan Kara Harp Okulu öğretim üyesi Doç. Dr. Yahya Yeşilyurt, bu askerlerin yakınlarının ilk kez bu bilgiyle karşılaşabileceğini söyledi.

YEMEN’E KAÇ OSMANLI ASKERİ GİTTİ?

Birinci Dünya Savaşı’ndaki seferberlik sırasında Osmanlı coğrafyasından gençlerin silah altına alınmasıyla Anadolu’dan da hemen her aileden bir kişinin yakını, Yemen’e gitti ve cephelerde görev yaptı.

Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Dekanlığı tarih bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Yahya Yeşilyurt, hikayeleriyle anlatılan Yemen cephesinin daha iyi bilinmesi için özel araştırma başlattı. 7 yıldır Yemen üzerinde araştırmalarını sürdüren Yeşilyurt, arşiv kayıtlarından ve araştırmalarından elde ettiği bilgileri paylaştı.

Yemen cephesi hakkında pek çok bilginin bulunduğunu, bunların genellikle “hikayeleşmiş” tarzda olduğuna anımsatan Yeşilyurt, “Biz bunları daha doğru, daha sağlam ve belgelere dayalı bir şekilde araştırmaya karar verdik. Dolayısıyla çalışmalarımız askeri belgeler, Osmanlı arşivine bağlı olarak hazırlanan belgeler üzerinden yürütülmektedir.” dedi.

Irak, Sarıkamış, Çanakkale, Filistin cephesinin belki çok sık duyulduğunu veya Hicaz’da yaşananların daha iyi bilindiğine, ancak Yemen cephesinin diğerlerinin gölgesinde kaldığına işaret eden Yeşilyurt, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tabii bizlerin en çok bildiğini düşündüğümüz bölgedir Yemen. Ancak, bunun içerisinde askerlerimizin neler yaşadığına, ne tür hikayeler yaşadığına dair bilgilerimiz çok yeterli değildir. Bugün Anadolu’da hangi aileye sorarsanız sorun, ailesinden mutlaka bir kişinin Yemen’e gittiğini ve orada savaştığını; kimisinin geri döndüğü, kimisinin geri dönemediği hikayelerini duyabilirsiniz. Ancak detayları hakkında hiç kimse bir bilgiye sahip değildir. Dolayısıyla biz yaptığımız araştırmalarda zaman zaman bu tür net bilgilere ulaşıyoruz. Mesela Çorum’un Alaca kazasından bir askerimiz sıtmadan dolayı hastaneye yatar, iki gün sonra vefat eder ve onu Laheç’te şehitliğe gömerler. O askerimizle ilgili bilgilendirme yaptığımızda aileler, ‘Evet, bu bizim dedemiz olabilir.’ diyebiliyorlar.”

1915’TE ŞEHİT OLAN İKİ ASKERİN HİKAYESİ

Yeşilyurt, 1915’te şehit olan askerlerin hikayesinin de yeni yeni öğrenilebildiğini belirterek, “Çünkü savaş yıllarında vilayette çıkan gazeteler elimizde değildi. Fakat bugün artık bunlar yaptığımız araştırmalarda gün yüzüne çıkıyor ve biz de bu bilgilerimizi paylaşıyoruz.” diye konuştu.

Araştırmalarda bir gazetede iki askerin ismini gördüğünü anlatan Yeşilyurt, şunları kaydetti:

“Bu askerlerimiz Adanalı ve Gaziantepli. Vazifeli olarak Yemen’in Şibam denilen kazasına görevlendirme olarak gönderdiler ve bunlardan birisi topçu, diğeri de aynı bölükte terzi olarak çalışırlar. Bu iki askerimiz, görevlerini ifa ettikten sonra geri dönerken yolda maalesef bazı isyancı veya eşkıya olarak nitelendirebileceğimiz kişiler tarafından El Arus köyüne yakın bir mevkide saldırıya uğrarlar ve şehit edilirler. Tabii Valimiz Mahmut Nedim Bey ve beraberinde bir heyet toplanır. İlk başta düşünülen, ‘Askerlerimiz acaba firar mı ettiler?’ şeklinde. Fakat sonra yapılan araştırmalarda askerlerimizin şehit edildiklerini ve üzerlerindeki tüfeklerinin ve çeşitli cephanenin çalındığı tespit edilir.

Vali başkanlığında yer alan bir heyetle Şibam merkezine gidilir. Askerlerimizin şehit edildikleri ve defnedildikleri yerleri bulurlar. Askerlerimizin naaşını oradan alıp törenle Şibam’a taşırlar, Şibam’da da askeri karargah olarak oluşturulmuş yerde onları tekrardan defnederler. Bugün bu 2 askerimiz, yani Adanalı Ali ile Gaziantepli Hanefi’nin mezarları Yemen’in Şibam kentinde bulunmaktadır. Şehitlerimizin mezar taşları yazdırılmış, Yemen’e gitmek bugün mümkün olsa belki bunları tespit etmemiz daha da kolaylaşacaktır.”

“AİLELER, BİZİMLE İRTİBATA GEÇEBİLİRLER”

Yeşilyurt, Anadolu’daki bazı ailelerin, dedelerinin ya da bir yakının Yemen’e gittiğini, şehit olduğunu veya Yemen’de kaldığını duyduğunu belirterek, “Ama biz Adanalı Ali ve Antepli Hanefi’nin, Mehmetçiklerimizin şehit olduklarını biliyoruz, isimlerini biliyoruz, babalarının isimlerini biliyoruz. Nerede şehit edildiklerini ve nereye gömüldükleri biliyoruz. Bundan yola çıkarak ailelerimiz ya da bu şehitlerimizin dedeleri, yakınları olduğunu düşünen aileler bizimle irtibata geçebilirler ve biz bunları doğru bir şekilde yönlendirebiliriz.” dedi.

YEMEN’DE KAÇ ŞEHİDİMİZ VAR?

Yeşilyurt, Yemen’de 1870’ten 1918’e kadar geçen sürede 250 ila 500 bin arasında şehit verildiğinin bilindiğini aktardı.

Şehit yakınlarına o dönemde, şehadetname belgesinin gönderildiğini anlatan Yeşilyurt, şunları söyledi:

“Ancak Yemen’den Anadolu’ya bir postanın gönderilmesi çok zorlaşıyor. Birinci Dünya Savaşı başlayıp da Yemen de bu savaşa dahil olunca, İngilizler, denizden abluka altına alıyorlar ve kesinlikle hiçbir kayık, geminin gidişi söz konusu olmuyor. Savaşın başında telgraf hatlarımız tahrip ediliyor, bir haberin gönderilmesi iki üç ayı buluyor. Daha sonradan çeşitli harekatlarla karadaki abluka kaldırılıyor ve bizim iletişim şansımız doğuyor. Ailelere şehadetnamenin gelmiş olabileceğini düşünmüyorum.

Yakın zamanlarda Yemen arşivinden şüheda defteri adı altında şehit askerlerimizin künyelerinin tutulduğu bir defter var, bununla ilgili bir dönüş gerçekleşecektir. Daha net; hangi askerimiz hangi şehirli, nerede şehit olduğuna dair daha net bilgiye erişebileceğimizi düşünüyorum. İlerleyen dönemlerde, biz bu söylediklerimizi kitaplaştırmayı da düşünüyoruz, dolayısıyla halkımız daha net bilgilere erişebilecektir.”

Kaynak: AA

OSMANLI DEVLETİ KISACA

Osmanlı Devleti Kısaca

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.