Uzmanlar, Uluslararası Ceza Mahkemesinin Filistin'e İlişkin Tutumunu Eleştirdi

Uzmanlar, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM), can kaybının her an artmaya devam ettiği İsrail-Filistin çatışmasına yönelik tutumunda, Ukrayna'ya verilen tepkiyle karşılaştırıldığında "eşitsizlik" görüldüğünü söyledi.

Avustralya'daki Sydney Üniversitesinde çalışan ve kısa süre önce Birleşmiş Milletler (BM) özel raportörü olarak atanan Ben Saul, bir İngiliz firmasında avukatlık yapan Khalil Dewan ve avukat Ahmet Necip Arslan, İsrail-Filistin çatışmalarında UCM'nin tutumuna ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Saul, "UCM, geçen yıldan bu yana Ukrayna'daki savaş suçları iddialarına hızla yanıt verirken, soruşturmaya başladığı 2015 yılından bu yana Filistin'deki suçları ele almakta çok yavaş davranıyor gibi görünüyor." ifadelerini kullanarak, UCM'nin "tarafsız" olduğunu kanıtlaması için aynı aceleyi ve seferberliği göstermesi gerektiğini söyledi.

Hem Hamas hem de İsrail güçleri tarafından ihlallerin yapıldığını belirten Saul, "(İsrail'e karşı) Gazze'nin tamamen kuşatılması uluslararası hukukun ihlalidir ve bir savaş suçu olan açlıktan öldürmeyi teşkil edebilir." dedi.

Saul, "İsrail, gıda ve ilaç da dahil olmak üzere yardıma izin vermek ve bunu kolaylaştırmakla yükümlüdür. İsrail'in gerçekleştireceği saldırılar konusunda sivillere yaptığı uyarılar etkili olmalıdır ve kuşatma altındaki kuzey Gazze'de 1 milyondan fazla insanın tahliye edilmesi emri yeterli değildir." yorumunu yaptı.

UCM'nin İsrail'le ilgili geçmiş davalarında bulunan avukat Khalil Dewan, birçok hukuk firmasının kanıt topladığını belirterek, "İsrail'in karadan gerçekleşecek eylemleri dikkatle incelenecek ve UCM'ye sunulacaktır." ifadesini kullandı.

Dewan, "Yine de UCM'nin Ukrayna'ya verdiği tepkiyle karşılaştırıldığında Filistin'deki savaş suçlarına yönelik yaklaşımı, siyasi etkilerle yüklü eşitsizliği göstermektedir." diye konuştu.

Avukat Dewan ayrıca uluslararası hukukun "belirsiz yasal sistem" olduğunun altını çizerek, bazı devletlerin "askeri kazanım" elde etmek için "hukuk"u kullandığına dikkati çekti.

"UCM gözaltı kararı çıkarabilir"

Avukat Ahmet Necip Arslan, UCM mekanizmalarının "çok yavaş" işlediğini kaydederek, "Genellikle herhangi bir aşamada alınan kararlar, hükümetlerin ve siyasetin ağır etkisi altında kalabilir." yorumunu yaptı.

UCM'nin "gözaltı emri çıkarabileceğine" dikkati çeken Arslan, bunun "silahlı bir çatışmayı durdurmak için etkili bir yöntem olabileceğini" vurguladı.

Arslan, Gazze'ye ilişkin raporlarda "İsrail'in beyaz fosfor gibi birtakım yasaklı silahları kullandığı, ibadet ve kültürel yerleri hedef aldığı" bilgilerinin yer aldığını söyleyerek, bunların "savaş suçu" olduğunu belirtti.

İsrail'in Gazze'ye saldırılarında son durum

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlattı.

İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırıya başladı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 308'i asker 1400 İsraillinin öldüğü, 5 bin 132 İsraillinin yaralandığı aktarıldı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 2 bin 360'ı çocuk ve 1292'si kadın olmak üzere 5 bin 791 kişinin öldüğünü, 16 bin 297 kişinin yaralandığını duyurdu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 90'ın üzerinde Filistinlinin öldüğü belirtildi.

Çatışmalarda 20'si Filistinli, 3’ü İsrailli ve biri Lübnanlı olmak üzere 24 gazeteci yaşamını yitirdi.

İsrail-Lübnan sınırında 8 Ekim'den bu yana İsrail ordusu ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmalarda ise 30 Hizbullah üyesinin yanı sıra İslami Cihad Hareketi’nden 6, Hamas’tan 3, Hizbullah destekli Sünni Direniş Tugayı mensuplarından da 2 kişi öldü, biri gazeteci 4 sivil hayatını kaybetti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 3 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirdi.

Kaynak: AA

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.