Umretü’l-Kazâ Ne Demek?

Umretü’l-Kazâ ne demektir? Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in hicretin 7. senesinde yaptığı kaza umresi.

Bir yıl önce ihrama girildiği halde Mekkeli müşriklerin izin vermemesi sebebiyle yapılamayan umrenin yerine eda edildiğinden, bu umreye “Umretü’l-kaza“denilmiştir.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) 7. senenin Zi’l-Kaʻde ayında umre için Mekke’ye doğru yola çıktılar. Kureyş, “Mekke’ye ancak kılıçları kınında girebileceklerini, Mekke ehlinden biri O’na tâbi olmak isterse oradan çıkamayacağını, ashâbından biri Mekke’de kalmak isterse ona mâni olmayacağını” şart koşmuşlardı. Müslümanlar orada 3 gün kalıp çıkacaklardı.

Müslümanların, Kureyş’in ihanetinden korkarak silahlarını yanlarında getirip Harem hâricinde bıraktıkları da rivayet edilir. Kadın ve çocuklar hâriç 2 bin kişi idiler.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN KAZA UMRESİ

İbn-i Abbâs’ın (r.a) bildirdiğine göre Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) Mekke’ye geldiklerinde kendisini Muttaliboğulları’ndan küçük çocuklar karşıladılar. Rasûlullâh (s.a.v) onlardan birini (bineğinin) önüne bir diğerini de arkasına bindirdiler.[1]

Müslümanlar Kâbe’yi tavâf ettiler. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) onlara, müşriklere karşı kuvvet ve celâdet ızhâr etmelerini emrettiler.[2] Çünkü Kureyş, Medîne hummâsının Müslümanları zayıflattığı şâyiasını yayıyordu. Bu sebeple Remel yaparak ilk 3 şavtta koşar adımlarla serî bir şekilde yürüdüler. Kureyş, Mekke’yi terk edip Kuaykıân dağına çıkmış tavâf eden Müslümanları seyrediyor, onların kuvvet ve dinçliğine hayret ederek:

“−Bunlar mı hummânın zayıflattığı kimseler! Onlar bizden daha zinde ve daha canlı!” diyorlardı. (Müslim, Hac, 240)

Abdullah bin Ebî Evfâ (r.a) şöyle demiştir:

“Rasûlullah kazâ umresini yaptı. Biz de O’nunla beraber umre yaptık. Rasûlullah Mek­ke’ye girince Beyt’i tavaf etti, biz de O’nunla birlikte tavaf ettik. O, Safa ile Merve’ye geldi, biz de O’nun beraber geldik. Bu esnâda, biri bir şey atar diye Peygamber Efendimiz’i Mekke ahâlîsinden koruyor, O’nun etrâfında siper oluyorduk.” (Buhârî, Umre, 11, Meğâzî, 35)

Üç gün geçince müşrikler Hz. Ali’ye (r.a) gelip “Arkadaşına söyle şehrimizden çıksın, zîrâ vakit bitti!” dediler, Efendimiz (s.a.v) de çıktılar.

Allâh Rasûlü’nün (s.a.v) bir yıl önce görüp müjdesini verdiği rüyâ tahakkuk etmişti. Bu hakîkati Allâh Teâlâ, gerçekleşen Hayber Fethi’ne işâretle birlikte, yakında nasîb buyuracağı Mekke Fethi’ni de müjde sadedinde Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle bildirmiştir:

“And olsun ki Allâh, elçisinin rüyâsını doğru çıkardı. Allâh dilerse, siz emniyet içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Harâm’a gireceksiniz. Allâh sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verildi. Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Rasûlü’nü hidâyet ve hak dîn ile gönde­ren O’dur. Şâhid olarak Allâh yeter!” (el-Fetih, 27-28)

Rasûlullâh (s.a.v) Mekke’den çıkarken, Hz. Hamza’nın (r.a) kızı Ümâme (r.a) peşine takıldı ve:

“–Amcacığım, amcacığım!” diye seslendi. Hz. Ali (r.a) onu alıp elinden tuttu ve Fâtıma’ya (r.a):

“–Amcanın kızını yanına al!” dedi. Medîne’ye gelince Ümâme’ye bakma husûsunda Hz. Ali, Zeyd ve Câfer (r.a) ihtilâfa düştüler. Hz. Ali (r.a):

“–O benim amcamın kızıdır!” diyordu. Câfer (r.a):

“–O hem amcamın kızı, hem de ben onun teyzesi ile evliyim!” diyordu. Zeyd (r.a) de:

“–O benim kardeşimin kızıdır!” diyordu. (Rasûl-i Ekrem Efendimiz onu Hamza (r.a) ile kardeş yapmıştı.)

Rasûlullâh (s.a.v), Ümâme’nin, teyzesinin yanında kalmasına hükmettiler ve:

“–Teyze anne makâmındadır!” buyurdular. Ardından Hz. Ali’ye (r.a) yönelerek:

“–Sen bendensin, ben de sendenim!” Câfer’e dönerek:

“–Yaratılışın ve huyun bana ne kadar da benziyor.” Zeyd’e (r.a) dönerek de:

“–Sen bizim hem kardeşimiz, hem de mevlâmız (âzatlımız)sın!” buyurdular, her birine ayrı ayrı iltifat ettiler. (Buhârî, Meğâzî 43, Umre 3; Müslim, Cihâd, 90)

Dipnotlar:

[1] Buhârî, Umre, 13; Libâs, 99. [2] Buhârî, Hac, 55; Müslim, Hac, 240; Ahmed, I, 305-306.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Siyer-i Nebi.

KAZA UMRESİ NEDİR, NE ZAMAN YAPILMIŞTIR?

Kaza Umresi Nedir, Ne Zaman Yapılmıştır?

UMRE NASIL YAPILIR?

Umre Nasıl Yapılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.