Türkler Nasıl Müslüman Oldu?

Türkler kılıç zoruyla mı Müslüman oldu? Türkler ne zaman ve nasıl Müslüman oldular? İşte Türkler’in İslamiyet’i kabulü...

Haber: Murat Karadeniz

Peygamber Efendimiz, İslamiyet’i tebliğe başladığı ve müşriklerle mücadeleye giriştiği sıralarda Orta Asya’da Türkler, Göktürkler’'in hakimiyetinde toplanmışlardı. Ülkenin sınırları Baykal gölünden Kırım’a, Sibirya bozkırlarından Maveraünnehir ve İpek Yolu’na kadar uzanıyordu. Türkler’'in Kağanı İlig Kağan Ötüken’de oturuyordu ve Çin’le mücadele halindeydi.

TÜRKLERDE KUT ANLAYIŞI

Türkler, Kağanlarının Gök Tanrı tarafından “yeryüzünün işlerini düzene koyması, Türk Milleti’nin perişan olmaması için görevlendirildiğine, yani Tanrı tarafından “Kut verilerek kağanlığa oturtulduğuna inanıyorlardı. Gökte olduğuna inandıkları Tanrı tekti. Herhangi bir şeye benzemiyordu; kendisi gibiydi. O aslında sadece Türkler’in öz tanrısıydı.

GÖKTÜRK DEVLETİ’NİN YIKILIŞI

Peygamber Efendimiz’'in Mekke’nin fethine hazırlandığı günlerde Göktürk Kağanı olan İlig Kağan Çin’e karşı 630 yılında ağır bir mağlubiyet aldı. Göktürk Devleti’nin doğu yarısı Çin hâkimiyetine girdi. Batı kısmı ise ancak 28 yıl ayakta durabildi. 658 yılında Batı Göktürk Kağanlığı da Çin’e tabi oldu. Türk boylarının bir kısmı dağıldı, çoğunluğu Çin’in idaresine girmek zorunda kaldı. Türkler devletsiz kaldılar.

“TÜRKLER SİZE İLİŞMEDİKÇE SİZ DE ONLARA İLİŞMEYİNİZ

Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

Arapçası:

سنن أبي داود

نوع الحديث:مرفوع

حدثنا عيسى بن محمد الرملي ، حدثنا ضمرة ، عن السيباني ، عن أبي سكينة - رجل من المحررين - عن رجل من أصحاب النبي صلى الله عليه وسلم، عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه قال : " دعوا الحبشة ما ودعوكم، واتركوا الترك ما تركوكم

حكم الحديث: حسن

بواسطة تطبيق جامع الكتب التسعة

Türkçesi:

“...Sizi kendi halinize bıraktıkları müddetçe siz de Türkler’i kendi hallerine bırakın. (Ebû Davûd, Melâhim, 8)

Bu sırada Müslümanların fetihleri başlamış; İslam orduları Kuzey Suriye, İran ve Mısır’a yönelmişlerdi. İmanla savaşan Müslümanları ne Bizans, ne de Sasani kuvvetleri durdurabildi.

TÜRKLER SET GİBİ DURDULAR

İslam ordularının girdiği bölgelerden biri de Kafkaslar’dı ve bölgeyi kuzeyden kuşatan Hazarlar’la komşu olunmuştu. Türkler, her ne kadar Göktürk Kağanlığı gibi büyük bir imparatorluktan yoksun kalmış olsalar da, ülkelerini fethe girişen İslam orduları karşısında pek de zayıf sayılmazlardı.

Kuteybe Bin Müslim vali olduktan sonra yer yer Türkler’le savaşsa da Buhara’ya çok güç girebilmiştir. Müslümanlar’ın Türkler’le çatışma hâlinde oldukları bir başka bölge Kafkaslar’dı. Halife Velid’in ünlü kumandanlarından Mesleme 710 senesinde Demirkapı’ya (Derbend) kadar ilerlemişti. Sonraki senelerde de en az iki sefer daha yapıldı. Ne var ki, bu savaşlar bir netice vermediği gibi çok sayıda Müslüman da Hazarlar’a esir düştü. 737'de Hazarlar’la yapılan savaşı İslam ordularının kazanması üzerine Hazarlar ülkelerinde İslâmiyet’i anlatmak üzere iki fakih görevlendirilmesini kabul ettiler.

TÜRKLER KILIÇ ZORUYLA MI MÜSLÜMAN OLDU?

Uzun savaşlar sırasında Türkler arasında İslamiyet’in yayılması neredeyse sıfır noktasında duruyordu. Uzun süren savaşlar, akınlar, yıldırma politikaları ve nihayet geçici hakimiyetler hiçbir işe yaramamış, iki taraf arasındaki rekabeti körüklemekten öteye geçememişti. Üstelik Emeviler gerek cizye vergisinde kayıp yaşamamak, gerekse Arap olmayanlara köle muamelesi yapmak gibi hevesler yüzünden İslamiyet’in yayılması için çok da gayretli davranmıyorlardı. Açık söylemek gerekirse zaten dinamik bir hayat yaşayan; kılıç, ok, yay, mızrak gibi savaş aletlerini kardeşi gibi yanında taşıyan Türkler için savaşlar, yenilgiler ve kılıç zoru hiçbir işe yaramamıştı.

Türkler’in büyük bölümü, İslam ordularıyla zaten hiç karşılaşmamışlardı. Kırgızlar, Kıpçaklar, Kimekler, Tatarlar, Uygurlar ve Oğuzların İslamiyet ile teması Emeviler’den ziyade Abbasiler devrine tekabül eder. Göktürkler 745 yılına kadar hüküm sürmelerine rağmen Peçenekler, Uzlar, Tuna Bulgarları Karadeniz’in kuzeyinden batıya göç ettikleri ve Hıristiyanlık âlemine karıştıkları için Müslümanlarla hiç karşılaşmadılar.

İSLAM’I KABUL EDEN İLK TÜRK BOYU

751 yılında Müslümanlar ile Çin arasında yapılan Talaş Savaşı’nda Türkler Müslümanların yanında yer aldı. Bundan sonra peyderpey İslam’a geçen Türkler artık Müslümanlıkla anılır hale geldi. İlk Müslüman olan Türk boyu Uygurlar oldu.

İSLAM’IN SANCAKTARI

11. yüzyılda Selçuklu ailesinin İslamiyet’i benimsemesi Oğuzların Müslüman olmasına zemin hazırladı. Oğuzlardan en az 200 bin çadırlık bir grup İslam’a girdi. Müslüman olan Oğuzlar, sadece dinin hizmetkarı değil, yeni savunucusu ve fatihleri oldular. Oğuzlar önce İran’ı, sonra Irak, Suriye, Anadolu, Kafkasya ve Balkanlar’ı fethettiler. Bizans baskısı altında geri çekilmeye başlayan İslam gücü yeni fatihler, yani Türkler sayesinde güçlü bir konuma geldi.

Not: Prof. Dr. Tufan Gündüz’ün “Türkler Nasıl Müslüman Oldu yazısından yararlanılmıştır.

SELÇUKLULAR İSLAMİYET’İ NEDEN SEÇTİ?

Selçuklular İslamiyet’i Neden Seçti?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • İslam'ı kabul eden ilk Türk boyu uygurlar depil,karluklardır

    İslama düşman veya aklı bulanık zihniyetin iddasıdır 'kılıç zoru'.Hahahayyt komik

    En üstteki resmin türklerle bir alakası yok. Resimdeki rusların "boqatır" adlandırdıkları cengaverlerinin resimleri. Resim rus ressma Viktor Vasnecov tarafından 1881-1898 yıllarında yapılmıştır.

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.