Tüp Bebek Yoluyla Çocuk Sahibi Olmak Caiz midir?

Eşimin yumurta kanalları kapalı olduğu için normal yolla çocuk sahibi olamayacağımız tıbben belirlendi. Ancak benden alınacak sperm hücresi ile karımdan alınacak yumurtalık hücresi bir tüpte döllendikten sonra eşimin rahmine nakledildiği takdirde çocuk sahibi olabileceğimiz uzmanlarca ifade edildi. Bu yolla çocuk sahibi olmamızda İslâm’a göre bir sakınca var mıdır?

Tüp bebek uygulaması tıp biliminin keşfettiği yeni çarelerdendir. Evli eşler arasında uygulanması şartıyla tedavi kapsamına girer ve bir sakınca bulunmaz. Ancak yabancı bir erkeğin spermini, bir kadına bu yolla nakletmek bir çeşit zina olur. Yumurta hücresini üçüncü bir kadından alarak tüpte döllendikten sonra nikâhlı eşine nakletmek de caiz olmaz. Bu, bir organ nakli niteliğinde değildir. Çünkü cenin, temel taşlarından yarısı babadan yarısı da anadan olan iki hücrenin birleşmesinden oluşmaktadır. Zina benzeri yolla oluşan döllenmiş hücrenin nikâhlı eşe nakledilmesi ona meşrüluk kazandırmaz. Çünkü bunu yüklenen kadın yalnız taşıyıcılık görevi yapmış olur. Doğumdan sonra süt emzirip yetiştiren süt anne yerine cenini karnında da besleyen ve doğumunu gerçekleştiren bir «aracı anne» türü ortaya çıkar ki, bunun benzerini ve delilini İslâm’da bulmak mümkün olmaz.

TÜP BEBEK YÖNTEMİ İLE ÇOCUK SAHİBİ OLMAK CAİZ MİDİR?

Evli eşler arasında uygulanan tüp bebek ise tıp bakımından bir tedavi yöntemi sayılır. Nitekim Hatib eş-Şirbinî şöyle demiştir: «Bir kadın ihtilâm olmuş kocasının menisini (sperm), kendi cinsel organına yerleştirmek suretiyle gebe kalsa, doğan çocuk meşrûdur ve kadın bu işlemden ötürü günahkâr olmaz.»[1]

Dipnot:

[1]. Şirbînî, Muğnî’l-Muhtâc, Mısır, t.y., III, 384.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

TÜP BEBEK CAİZ MİDİR?

Tüp Bebek Caiz midir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.