Tefekkür Vesilesi Rüzgarlar

Atmosfer; sıcaklık, basınç, nem değeri ve içinde cereyan eden hâdiseler bakımından farklı tabakalara ayrılmıştır. İlk tabaka Troposfer’dir ve yağmur, kar, rüzgâr gibi hâdiseler burada cereyân eder. Yerden 16 km yukarıya kadar uzanan bu tabakanın sıcaklığı giderek azalır, -56°C’ye kadar düşer. Havanın bu katında mükemmel bir devr-i dâim sistemi tesis edilmiştir.

Dünya’nın ekseni bir parça eğik olduğu için şualar/ışınlar sadece ekvator bölgesine dik gelmez. Böylece tropikal bölgelere ısı dağıtılmış olur. Bu bölgelerde havanın ve yeryüzünün daha çok ısınması neticesinde bol miktarda ısı depo edilir. İşte bu ısının toplanması, rüzgârlar için gerekli kuvvet ve enerjinin sağlanması demektir.

Denizlerden buharlaşan binlerce ton su, havanın yumuşak sırtına biner. Rüzgâr onları önüne katarak suya muhtaç karalara nakleder. Bu devr-i dâim neticesinde devamlı yağışlı ve kurak bölgeler yerine, mükemmel bir plân ve usûl dâiresinde her bölge suya ve rahmete kavuşur.

Atmosferin çok mükemmel bir plânla dolaştırılması neticesinde ısı nakli yapılır. Alçak ve yüksek basınç sistemlerinin kuzey-güney istikâmetindeki hareketleri ve üst seviyedeki kuvvetli rüzgâr akımlarının yardımıyla, bir taraftan kuzey enlemlerindeki soğuk hava daha aşağı enlemlere inerken, güneydeki sıcak hava da yukarı enlem derecelerine çıkar.

Güneş’in yeryüzüne farklı şiddetlerde ısı vermesi, atmosferdeki hava kütlelerinin de farklı sûrette ısınmasına yol açar ve ısınan hava, aldığı emirle derhâl yukarı çıkar. Sonra yerine soğuk hava gelir. Böylece yeryüzünde sıcak havanın bulunduğu yerde alçak basınç, soğuk havanın bulunduğu yerde ise yüksek basınç merkezleri denilen hareketli hava kaynakları teşekkül eder. Sonuçta minik hava zerreleri rüzgâr hâlinde hareket etmeye başlar. Bu sâyede atmosferdeki nem, sıcaklık, yoğunluk, enerji ve bitkilerin üremesini sağlayan çiçek tozları, gerekli yerlere nakledilir.

Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. Onu hazinelerde depolayan da siz değilsiniz.” (el-Hicr, 22)

Âd Kavmi’nin rüzgârla nasıl helâk edildiğini ifâde eden aşağıdaki âyet-i kerîme bu hakîkatin tipik bir misâlidir:

Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli olan bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgâr gönderdik. O rüzgâr, insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.” (el-Kamer, 19-20)

Kâinattaki bütün varlıklar gibi rüzgârlar da, Cenâb-ı Hakk’ın hükümranlığına mutlak bir itaatle boyun eğmektedir. Rabbimiz dilediğinde insanoğluna rahmet vesîlesi olmakta, yine Rabbimiz emrettiğinde de helâk edici bir kahır tecellîsine dönüşmektedir.

 Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Tefekkür, Erkam Yayınları, 2013, İstanbul

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.