Tarikat ve Cemaatler İslam’ın Yayılmasına Nasıl Katkı Sağladı?
İslam’ın farklı coğrafyalara ulaşmasında tarikat ve cemaatlerin üstlendiği misyon neydi? Tarihî süreçte tarikat ve cemaatler irşad, eğitim ve hizmet faaliyetleriyle İslam’ın yayılmasına nasıl katkı sağladılar?
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, İslam’ın farklı coğrafyalara ulaşmasında tarikat ve cemaatlerin üstlendiği rolü tarihî örneklerle açıklıyor.
TARİKAT VE CEMAATLERİN İSLAM’IN DÜNYAYA YAYILMASINA SAĞLADIĞI KATKILAR
–Tasavvuf; iç âlemini ikmal gayretindeki bir mü’minin, diğergâm bir gönülle mahlûkāta yönelmesidir. Gariplerin, muhtaçların, mahrumların ihtiyaç ve noksanlığını, şefkat ve merhametle telâfi gayretidir. İnsanoğlunun en büyük mahrumiyeti ise îman ve takvâdan mahrum kalmasıdır.
Bunun içindir ki tarih boyunca gerçek mutasavvıflar, dâimâ toplumları aydınlatan bir irşad meş‘alesi olmuşlardır. Abdülkādir Geylânî, Bahâüddîn Nakşibend, Mevlânâ, Yûnus Emre, Hüdâyî, İmâm-ı Rabbânî, Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri ve emsâli Hak dostları, bulundukları toplumlar için hem bir rahmet dergâhı hem de hidâyet kandili olmuşlardır.
Anadolu toprağı, bin yıldır tasavvufî terbiye ile yoğrulmuştur. Ecdâdımız Osmanlı; Yesevî dervişlerinden, Edebâlî silsilesinden feyz alarak İslâm’ın sancaktarlığını yapmış, beldeler kadar gönüllerin de fethine vesile olmuşlardır.
Geçen asrın önde gelen İslâm âlimlerinden Muhammed Hamîdullah, tarihte en bereketli tebliğ ve irşad hizmetinin sûfîlerce yapıldığını şöyle ifade eder:
“Batı toplu munda, Paris gibi bir muhitte yaşamaya başladığım zamandan beri hayretle görmekteyim ki, Hıristiyanları İslâm’ı kabule sevk eden, fıkıh ve kelâm âlimlerinin görüşleri değil, İbn-i Arabî ve Mevlânâ gibi sû fîlerdir...
İnanıyorum ki, Hülâgü’nün yakıp yıkan istîlâlarından sonra Gazan Han zamanında olduğu gibi, bu gün de en azından Avrupa ve Afrika’da İslâm’a hizmet edecek olan ne kılıç ne de akıldır; fakat kalp, yani tasavvuftur...
Anladım ki; Hazret-i Peygamber zamanındaki tasavvuf ve büyük İslâm mutasavvıflarının yolu ne kelimeler üzerinde uğraşmak ne de mânâsız şeylerle meşgul olmaktır. İnsan ile Allah arasındaki en kısa yolda yürümektir, şahsiyetin geliştirilmesi yolunu aramaktır...” (Mustafa KARA, Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri, s. 542-543’ten naklen.)
Tarihte Anadolu’nun ve Balkanların İslâm’la şereflenmesi hizmetine ilk olarak dervişler, alperenler gitmişlerdir.
Balkanlara ilk olarak İslâm’ın gönül sancaklarını taşıyanlar da dervişlerdir.
Afrika’da bu kadar misyonerlik ve Hıristiyanlaştırma faaliyetlerine rağmen; orada İslâm’ı ayakta tutan, birtakım tarîkatlerdir.
Rusya coğrafyasını yetmiş sene boyunca kasıp kavuran ağır ateizm baskılarına rağmen; İslâm’ı gönüllerde diri tutan, birtakım tasavvufî cereyanlar olmuştur. Sovyet esâreti altındaki dindaşlarımızın kimlik ve varlıklarını muhafazada İslâm’ın ve daha özelde tasavvufun tesirini inceleyen Sûfî ve Komiser adlı kitapta da ifade edildiği üzere; tasavvufun olduğu yerde İslâm, bütün baskılara rağmen ayakta kalmıştır.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Sual ve Cevaplarla Tasavvufi Mülahazalar, Yüzakı Yayıncılık









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!