Mesele Misvak Değil, Asıl Meseleyi Görebilmek
Misvak üzerinden sünnet bilinci, yabancı hayranlığı ve asıl meselenin yüzeyde değil derin anlamda olduğu anlatılıyor.
Türkistan’ın Konya’sı Çimkent şehrinde dişçiye gittim. Dişçi bana “Misvak kullan” dedi. Üç beş dakika cebindeki misvağı da çıkararak anlattı… Allah Allah, ben hocayım; benim ona misvağı anlatmam lazımken o bana anlatıyor. “Tereciye tere satmak”, “eskimoya dondurma satmak” dedikleri bu olsa gerekir.
Kafkasya’dayız… Çay, kedi ve yerde ezilerek tabaka oluşturmuş dut tanelerinin koktuğu huzur dolu bir ev. Ev sahibi, okumaktan yıpranmış Osman Nuri Topbaş Üstadımıza ait “Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su” kitabını göstererek “Bunu dört defa okudum, beşincisini de okuyacağım. Üstadımızın kitapları içerisinde bu kitap bambaşka!” diyor. Yenilen her baklava, iştahı azaltır. Bu nasıl bir okumak ki her okumada istek artıyor?
“Dört defa okudum” derken gözleri parlıyor. Biraz daha kitaptan bahsetse, uçan balon gibi yukarılara doğru havalanıp gidecek sanki. “Mesnevi’den ders aldım” diye dönmek, kafa sallamak kolay elbette. Hiç böyle okuduk mu Mesnevi’yi veya bir başka kitabı?
YABANCI HAYRANLIĞI VE DEĞERLERİN FARK EDİLMESİ
Sorguladım kendimi: “Hangi kitabı, değil dört defa, iki defa okudun ve okuduğun zaman böyle gözlerin ışıldadı?” Bir yağ markası vardı bir zamanlar; o marka ile pişen yemeği yiyenler, tavana doğru yükselirdi. “Yağ uçurmaz, kitap uçururmuş.” Allah, yağı yarattı ama kitapları gönderdi. Bu gerçeği, o evde fark ettim.
Emir Timur’un, Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin ulu diyarındayız. Caddesinde, sokaklarında, garında bir tane izmarit ve çöp yok. Ya çok çok temizler ya çok çok profesyonel ve hızlı temizlik yapıyorlar. Ubeydullah Ahrar Hazretlerinin torunları bunlar. Temizlik ve hayâ imandandır. Bu güzel diyardan bir haber sosyal medyaya düştü: “Damat 91, gelin 85 yaşında dünya evine girdi.” şeklinde. Mesele; şehvet, gelinlik, damatlık, miras değil elbette… Mesele ne o zaman?
Sosyal medya dozunda olursa ne güzel bir şey. Keşfet’e düşen bir videoda başörtüsü olmayan bir Rus kadın misvağı överek anlatıyor. Videoyu sonuna kadar izledim. “Misvaklı Diş Macunu” reklamı bekledim, gelmedi. Bildiğimiz misvağın yararlarını anlattı.
Cenazede imamın ve cemaatin mevta hakkında övgü dolu sözlerini duyan kadın, oğluna “Git tabutu aç bak bakayım; ölen baban mıymış, başkası olmasın?” demiş. Biz de mahallemizden olmayanlar İslam’dan bir şey hakkında olumlu konuşunca ona daha fazla sarılıyoruz, daha fazla şaşırıyoruz. Yabancıların anlattığının çok çok fazlası okulda, camide, sohbette anlatılıp yazıldı aslında. Yabancı hayranlığı; sadece futbolda, müzikte ve sinemada değildir.
Aziz Mahmud Hüdayi Türbesi’nin hemen alt giriş kısmında “Cennet Mehmet Efendi Türbesi” bulunur. Hüdayi Türbesi’ni ziyarete gelenlerin çoğu Cennet Mehmet Efendi Türbesini görmemiştir bile. “Çınar altında fidan yetişmez.” demişler. Hüdayi Hazretlerinden kamaşan gözler, yakınları görememektedir. Cennet Mehmet Efendi Türbesinin kaderi, misvakla ortaktır. Eğer bu misvak, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti olmasaydı; âlimler, evliyalar bu misvağa iltifatlar ederek kullanmasaydı misvağı pazara sürerek parlatırlardı. “Vay efendim organikmiş, taşınabilirmiş; kullanmak için macun, ayna, su gerekmezmiş. Bir insanın ortalama 25-30 gram lif alması gerekirmiş. Misvak denilen mucizenin içinde ip ip lifler varmış. Lifleri yutulsa bile zarar vermezmiş. Kimyasallardan uzak bu organik dal kolay taşınabilirmiş. Askerlerin, polislerin, sağlık görevlilerinin mobilize olduğu bu zamanda mobil telefonlar, mobil hastaneler, mobil tarama cihazları, mobil jeneratör olur da neden mobil (hareketli, taşınabilir) diş fırçalama araçları olmasın? Hiçbir şekilde petrol ve türevleri olmayan misvak; ağız dostudur, diş dostudur.” derlerdi.
MESELE MİSVAK DEĞİL: ADANMIŞLIK VE TESLİMİYETİN SIRRI
Ah misvak ah! Sana, Allah Rasûlü’nün eli değmeseydi bugün sen; anahtarlık gibi, telefon gibi herkesin elinde, plazalarda ve sosyetede bile olurdun. Bir de Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkelerden gelmemiş olman, adının da İtalyanca-İspanyolca karışımı bir isim olması sana olan ilgiyi artırırdı. Sınırların kaybolup sinirlerin arttığı dünyamızda, misvak da ilerleme kaydetti. Bir zamanların misvağı; vakumsuz, paketsiz, kupkuru çubuklar hâlinde idi. Şimdi, suyunu sıksan suyu çıkacak kadar taze ve aroması içinde.
Ebû Ümâme (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah aleyhisselâtü vesselâm buyurdular ki:
“….Cibril her gelişinde bana misvakı tavsiye etti; öyle ki bana ve ümmetime farz kılacağından korktum. Ümmetime zorluk veririm diye endişe etmeseydim bunu onlara emrederdim.” (İbn Mâce, Taharet 7)
Misvak satan yaşlı bir adam her satıştan sonra, “Bunu, sünnet niyetiyle kullanın.” dermiş. Alanlar da bu cümleyi hiç unutmazmış. Bu yaşlı adamın torunu, dedesine sormuş:
“Dede, diş fırçası varken neden misvak?” Dedesi şöyle cevap vermiş:
“Evladım, diş fırçası temizliktir; misvak ise, temizlikle birlikte Allah Rasûlü’ne itaattir.”
Allah Resulü (s.a.v.) ölüm döşeğine yattığı zamanda da mübarek ağzında misvak vardı. Misvak için tek hedef, parlak dişler değildir. Bütün dişleri döküldüğü hâlde misvak kullanmaya devam eden, misvağı diş etlerine sürtenler de olmuştur. Misvak kimi hatırlatır? Evdeki diş macunu ve fırçası hangi markayı, rengi ve reklam cıngılını?
Bir turist, sahil kasabasında balık tutan birisine “Oltayı yanlış atıyorsun, şuradan çekmen lazım.” diyerek uzun uzun akıl vermeye başlar. Balıkçı hep susar. Bir saat sonra turist tek bir balık tutamazken balıkçının kovası dolup taşmıştır. Turist “Nasıl oldu bu?” diye sorunca balıkçı der ki:
“Sen balıklarla konuşuyordun, ben ise onları dinliyordum.” Mesele konuşmak değil, mesele bilmek de değil; asıl mesele can kulağı ile dinlemek. Mevlana o yüzden “Bişnev” (Dinle) diye başlar Mesnevi’sine. Bir dinlemeye başlasak, gözler parlayacak, kova balıklarla dolacak ve daha neler neler olacak?
Mesele misvak değil, sen hâlâ anlamadın mı?
Kaynak: Adem Şahin, Altınoluk Dergisi, Sayı: 483









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!