Yahudilerin, Peygamber Efendimiz'e (sellallahu aleyhi vesellem) sordukları sorular nelerdi?
Müslümanların tekrar nasıl terakkî edebilecek? Müslümanlar nasıl yükselir? Müslümanların yükselişi nasıl olacak? Es‘ad Erbili Hazretleri, Müslümanların tekrar nasıl terakkî edebileceğini açıklıyor.
Kudüs direnişinin sembolü haline gelen 16 yaşındaki Fevzi el-Cuneydi," Kardeşimle, arkadaşlarımla birlikte Filistin'e, vatanıma, toprağıma ve başkentimize, Müslümanların başkentine sahip çıkmaya çalıştım." dedi.
Acılar kasıp kavuruyor ümmet coğrafyasını, bu doğru. Bazen Bosna’da yanıyoruz, bazen Arakan’da... Doğu Türkistan’da, Filistin’de hep yanıyoruz, Çeçenistan’da hep... Kudüs bitmeyen yürek sızımız. Ama ümit hep var.
Bütüncül şahsiyetler sahneden çekilince meydan bencil ve birikimsiz kimselere kalır. Benliğin kara zindanından kurtulamayan kişi, ne değer üretebilir ne de varoluşunu sürdürebilir, Günümüzde belirsizlikler içinde bocalayan toplumun en hazin hüsranı kişilik kaybı ve kimlik krizi şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Altınoluk Dergisi, 383. sayısında “Acı ve Ümit” kapağıyla çıktı.
Cemaat kelimesinden herkesin kendi mensup olduğu gurubu, ocağı değil, öncelikle ümmet yapısını, ehl-i sünnet ve’l-cemaat/Kitap ve sünnet çizgisini takip eden mü’minler topluluğunu anlaması lazım geldiği unutulmamalıdır. Çünkü ehl-i sünnet ve’l-cemaat, guruplardan bir gurup, cemaatlerden bir cemaat değil, İslam ümmetinin ana gövdesini oluşturan yapıdır.
Bugün, “Sünnet-i Seniyye”yi devreden çıkarmak, Siyer-i Nebî’yi ve hadîs-i şerîfleri küçümsemek ve dışlamak şeklinde bir anlayış var. Kur’ân’ın her şeye yettiğini/yeteceğini, Kur’ân’dan başka hiçbir şeyin bize sağlam ulaşmadığını, Kur’ân’ı da “kendimize iniyormuş gibi” ancak sadece kendi aklımız, bilgimiz ve tecrübelerimizle anlamamız ve yaşamamız gerektiğini söyleyen sapık bir anlayış…
Müslüman, toplumu içten yıkmak için ustaca planlanmış tuzaklara karşı, müslümanı müslümana düşürecek tuzaklara karşı her zaman uyanık olmalı. Bu yazıda da müminlerin başına gelebilecekleri tuzaklar örnekler ışığında anlatılıyor.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bütün müslümanları kendisi gibi insanlığın selâmeti için çalışmaya ve duâ etmeye teşvik ederlerdi. Bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Allah katında, kulun şöyle demesinden daha sevimli bir duâ yoktur:«Allâh’ım! Ümmet-i Muhammed’e umûmî bir rahmet ile merhamet eyle!»”