Hizmet ehli, her şeyden önce hizmetin kendisi için büyük bir nîmet ve lûtuf olduğunu düşünmeli ve bunu hizmetin birinci düsturu kabul etmelidir. Ayrıca nîmetin devamının şükürle kāim olduğunu idrâk ederek, Rabbine karşı hamdini ve şükrünü artırma gayreti içerisinde bulunmalıdır.
Hizmette muvaffak olabilmek için; ilim, irfan, liyâkat, vakar, hâlis bir niyet, sağlam bir karakter ve şahsiyet sahibi olmak zarûrîdir. Bunun zıddına, samimiyetsiz ve gâfilâne yapılan hizmetlerden de hayırlı ve bereketli bir netice beklemek beyhûdedir.
Nâil olduğu nîmetlerin devamını ve bereketlenmesini arzu eden her müʼmin, kavlî ve fiilî şükre sımsıkı sarılmalıdır. Kendisine lûtfedilen nîmetleri, onlardan mahrum bulunanlarla gönül huzuru içinde paylaşmayı en büyük saâdet bilmelidir. Aksi hâlde şükür borcu ödenmeyen nîmetlerin elden çıkacağını unutmamalıdır!..
Rabbimizin buyrukları ve Rasûlullah Efendimiz’in hadis-i şerifleri namazın neden dînin direği olduğunun en güzel yanıtı. İşte o ayet ve hadislerle namaz.
Kur’ân-ı Kerîm’in en büyük müfessiri Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- olduğu için bütün hadîs-i şerîfler, Kur’ân-ı Kerîm’in tefsîri mâhiyetindedir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi iman nimetinin bir bedeli olduğunu ve peygamberlerin imtihandan geçtiğini anlatıyor...
Yavuz Sultan Selim Han, dindar, mütevâzı ve gururdan ârî idi. Kuvvet ve kudretin, Allâh’a mahsus olduğunu, kendisinin ise, zafer için bir vâsıtadan ibaret bulunduğunu söylerdi. İşte Yavuz'un manevi özellikleri...
Ordu'da doğuştan sağ kolu ve bacakları olmayan, bütün işlerini sol koluyla yapan 8 yaşındaki Yaren, yeni eğitim-öğretim döneminin başlamasıyla ders başı yaptı. Yaren'in bu haliyle okula başlıyor olması hem var olan nimetlere şükrümüzü hem de okumaya olan azmimizi perçinliyor.
Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri buyurur: “Bütün fiil ve sözlerinizde, kendi güç ve kuvvetinizden vazgeçerek Allâh’ın güç ve kudretine sıkıca sarılın!”[1]
Sırf Allâh rızâsı için yapılan davranışlar, muhatapların kalblerine tesir eder ve onların ahlâkını güzelleştirir. Onun için yapılacak hayırlarda muhâtabın kalbî durumundan çok, bizim kalbî durumumuzun mühim olduğunu unutmamak gerekir. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyururlar: