7Dînimizde hayra dâvet ve kötülüklerden sakındırma vazîfesine, “emr-i bi’l-mârûf ve nehy-i ani’l-münker” adı verilir.
Peygamberler ve onların müjdeledikleri dışında hiç kimsenin, son nefesini îmanla verebileceğine dâir bir teminâtı yoktur.
Hak dostları, mâneviyat semâsının yıldızları mevkiinde bulunmalarına rağmen, kendilerini dâimâ en aşağıda ve en geride görürler. Böylece amellerine ve güzel hâllerine güvenme gafletinden korunurlar. Ebedî kurtuluşları için, yalnızca Cenâb-ı Hakkʼın rahmet ve mağfiretini ümîd etme edebine bürünürler.
İnsanoğlu dünyada her şeyin fâni olduğunu, kendisinin de fâni bir varlık olduğunu hiçbir zaman unutmamalı.
Son nefes, buğusuz, pürüzsüz ve lekesiz bir ayna gibidir. Her insan bu aynada, güzellikleri ve çirkinlikleriyle bütün ömrünü net bir şekilde seyreder. O an, gözlere ve kulaklara hiçbir îtiraz ve gaflet perdesi inmez. Bilâkis bütün perdeler kalkar ve her türlü îtiraf; aklı ve vicdanı pişmanlık iklîmine sokar. Hayatımızı pişmanlıkla seyrettiğimiz ayna, son nefes olmasın!..
Kaderle ilgili olarak buraya kadar zikredilen temel esaslar derinleştirildiğinde o kadar çok mes’eleyle karşılaşılır ki, bunlar ilm-i kelâm münakaşalarına sermaye olmaktan ileriye gitmez.
Hikmet penceresinden bakanlar için kaderdeki gizlilik ve kulun onu lâyıkıyla idrâk edememesi keyfiyeti, bir kahır sebebi değil, bilakis son derece büyük bir lutuf vesîlesidir. Çünkü beşerin kaderi bilmesi hâlinde, içinden çıkılmaz birçok tehlike ve felâketlere düşeceği, inkâr edilemeyecek bir hakîkattir.
Gözün görme, kulağın da işitme tâkati belli bir mesâfeye kadardır. O mesâfeden uzak olanı görmek ve işitmek imkânsızdır. Bunun gibi kazâ ve kaderin de lâyıkıyla idrâki, beşerî tâkatin üzerindedir. Çünkü bizler, hâdiseleri sebep ve bahânelerle bilip çözmeye çalışırız. Onun ardındaki hikmeti ekseriyetle idrak edemeyiz.
Birer mü’min olarak bizlere düşen de, böyle bahtiyar sâlih kulların gönül dünyalarından hisse ve feyz alıp şahsiyetimizi îmâr edebilmektir. Bilhassa insanların önünde yürüyen kimselerin bu hususa, yâni hidâyet mıknatısı olabilecek bir yüce karakter ve şahsiyete daha çok dikkat etmeleri zarûrîdir. Zîrâ arabanın arka tekerinin ön tekerini takip etmesi gibi insanlar da, önlerinde gördükleri örneklere göre şekillenir ve yaşarlar.
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri, (ks) daha annesinin karnında iken kerâmetleri görülmeye başlamıştı.