Ölümü bir hüsran olmaktan kurtarıp bir zafere dönüştürebilmek, onu mâtem değil de bir “Şeb-i arûs” hâline getirmek, ölüme hazırlanıp ölmesini bilenlerin kârıdır.
Cennet, âhiret nimetlerinin yurdudur. Kendisini yaratan ve türlü nimetler lutfeden Rabbine itaat eden insanların mükâfat görecekleri yerdir.
İnsanı kutsamak, çoğu zaman şirke kapı aralar. Rabbimiz böyle bir kapıyı zihinlerde ve gönüllerde ebediyyen kapatmak için, itibarın son nefese bağlı olduğuna dikkat çekmiş ve son nefesin nasıl verileceğini de herkese gizlemiştir. Ve böylece her kulun “korku ile ümit arasında” yaşamasını murâd etmiştir.
Muhammed Ârif Rîvgerî Hazretlerinin hikmetli sözlerinden bazıları…
Tasavvufun en mühim gâyelerinden biri, kulun enâniyetini bertaraf ederek ona hiçliğini idrâk ettirmektir. Bir kul, merhameti ve ahlâkı nisbetinde Rabbine yakındır.
Şeytanın iğvâsına aldanarak tevbeyi geciktirmek, en büyük israflardan biri olan ömür isrâfıdır. Akıllı bir mü’min, tevbede acele etmeli ve kendisini son nefese hazırlamalıdır.
Meşrû, helal kazancıyla servet sahibi olan mü’min, Hak katında makbûl bir kuldur. Böyle kullar dâimâ; “Mülk Allâh’ındır, hepsi Rabbimiz’e âittir, bizler ancak birer emânetçiyiz.” idrâki içinde olup, sahip oldukları her şeyden Allah yolunda infâk ederler.
Her an şuurla ve her an diri olma hali, sadece tasavvufun önemsediği bir karakter yapısı değildir. Sufi arayan insandır. Diriliğin peşinde koşandır. Şuurunu bileyendir. Bu, her Müslüman için olmazsa olmaz bir hassasiyettir.
“Beşikten mezara kadar ilim” hedefi, İslâm Peygamberinin gösterdiği yüce bir hedeftir. Bu hedef, mânevî terakki ve kemâl yolculuğunun son ana kadar devamını emreder.
Kulun, hüsn-i hâtime ile, yâni îmân ile son nefesini verebilmesi için öncelikle nefsini tezkiye, kalbini tasfiye etmesi, yâni çirkin temâyüllerden temizlenip, yüce hasletlerle müzeyyen hâle gelmesi ve Cenâb-ı Hakk’ın esmâ-i hüsnâsının (güzel isimlerinin) tecellîlerine nâil olması gerekmektedir.