Ömrünün son demlerinde rahatını değil, Allâh rızâsını düşünen bir şahsiyet olan Sultan 2. Murad'ın en büyük kaygısı...
Son nefese, ölüm ve ötesine hazırlanmamız için kabir, kıyâmet ve âhiret ahvâlinden manzaralar...
Dünyayı âhirete tercih etmek; geçici olanı kalıcı olandan, damlayı deryadan, çer-çöpü pırlantadan kıymetli görmek gibi, hazin bir hamâkattir. Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleriʼnin buyurduğu üzere, bu hamâkate dûçâr olanların en bâriz vasıflarından biri “cehâlet”tir.
Fırsat elden kaçmadan, bütün fânî nîmetleri ebedî saâdet sermayesi kılabilmeye gayret etmeliyiz. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bu hususta biz ümmetini şöyle îkaz buyurmuştur: Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganimet bil.
Âhiretin sonsuzluğu karşısında deryadan bir damla hükmünde bile olmayan hayat, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvî bir hakîkattir. O hâlde “Hayat nedir?” suâline, sadece toprağın rutubeti ve mezar taşlarının katı sessizliği cevap olarak yükselecekse, böyle bir gafletle ziyân edilmiş fânî bir hayattan daha acı ne olabilir?..
Ölüm ânı ve akabinde yaşananlar herkes için farklı farklı tecellî etse de, ölümün belki de en güzel hâlini yaşayanlardır: Allah dostları…
Hayatımızı kendimiz için bir ebedî azap değil de sonsuz bir saâdet sermayesi kılabilmemiz için en başta nefislerimizin aşırı arzularına dur diyebilecek bir sabır ve dirâyeti son nefese kadar elden bırakmamak îcâb eder.
Hadîs-i şerîfte'de buyrulur: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz!..” (Münâvî, Feyzü’l-Kadir, V, 663) Hayatlarını bu şuurla değerlendirebilen örnek müʼminlerin târihe nakşolmuş ibret ve hikmet dolu vefatlarından birkaç misal:
Suriye'den getirdiği nüfus kağıdına göre 105 yaşındaki kadın, Halep'in Afrin ilçesinde başlayan yaşamının yine aynı topraklarda son bulması için dua ediyor.
Sahabelerden Abdullah bin Selâm (r.a) methedilmekten hoşlanmamış, ihtiyat ve tevâzu cihetini tercih etmiştir. Efendimiz (s.a.v)’in kendisine verdiği müjdeye güvenerek rehâvete kapılmamış, aksine sağlam bir irâde ile gayretini daha da artırmış, İslâm’ın sapasağlam kulpuna sıkıca sarılmış ve bu bağlılığını hiç zayıflatıp gevşetmemiştir.