Çanakkale Kara Savaşları'nda, 16. Kolordu Komutanlığı'nın karargahının ve hastanesinin bulunduğu Beşyol köyünde, o dönemde şehit düşen askerlerin mezarları, bir asır sonra ortaya çıkarıldı.
Asıl zenginlik Allahü Teâlâ’nın bahşetmiş olduğu o dünyevî varlığı hüsn ü isti’mal etmek, verenin Hak celle ve âlâ hazretleri olduğunu bilmek ve yerli yerinde kullanmakdır. Nice işgüzar, çalışkan, ticarî bilgiye sahib, muhtelif lisanlar bilen kimseler vardır ki, murâd-ı ilâhî mucibince dünyalıkları zayıftır.
Genç Akademi'de, moderatörlüğünü Adem Özköse`nin yaptığı Alem-i İslam Sohbetleri'nin on birincisi bu ay sonu gerçekleşecek.
Şeyh Edebali Hazretleri’nin en büyük eseri, birçok zevât-ı kirâmın yaptığı gibi kitaplar değil, birbirini takip eden îman ve İslâm yolunda seferber mücâhid nesiller olmuştur. Bu anlamda 623 senelik Osmanlı cihan devleti de Edebali silsilesinin böyle bir gönül eseridir.
Çanakkale harbindeki îman ordusunun erleri, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mânevî terbiyesinde yetişmiş bulunan ashâb-ı kirâmın ahlâkını kendilerine numûne almış ve onların mâneviyatına gönül vermiş kimselerdi. Bunlardan biri olan er Hüseyin'in ibretlik hikâyesi...
İstanbul’da bulunan Edirnekapı Şehitliği’ne giderseniz orada bir farklı mezar görürsünüz. Özellikle İstiklal Marşımızın Şairi Mehmet Akif’i ziyaret edenler mutlaka Polis Şehitliği’ne uğrayıp bu meçhul askerimizin de mezarını ziyaret etsinler… Peki, hikayesi nedir? Nasıl buraya defnedilmiş derseniz işte hikayesi...
Çanakkale Zaferi’nin maddî silâhtan ziyâde îman kuvvetiyle kazanıldığının sayısız misâli vardır. Bunlardan biri olarak bu cepheye gönüllü katılmış yedek subay Muallim Hasan Ethem merhûmun şehîdlik mertebesine ermeden az evvel anasına yazdığı ve oradaki askerin hepsine şâmil mânevî iklîmi aksettiren mektubunun bir parçası...
Çanakkale Zaferi, böyle büyük kahramanların canları mukâbilinde bize sundukları bir muvaffakıyet ve hediyedir. Ve bu şanlı müdafaa harbinin her zafer hamlesinde aşağıdaki gibi bilinen ve bilinmeyen nice misâller mevcuttur.
Sultan Abdülazîz Han, her Medîne-i Münevvere postası geldiğinde abdest tâzeler, mektupları: «–Bunlarda Medîne-i Münevvere’nin tozu var!» diye öpüp alnına götürür, ondan sonra başkâtibe uzatır ve: «–Aç, oku!» derdi.