Cemre ve bahar metaforları üzerinden insanın iç dünyasında tefekkür, merhamet ve mânevî uyanış anlatılıyor.
Takvâ nedir? Takvânın şartları nelerdir ve gerçek mü’min olmak için bu şartlar nasıl hayata geçirilmelidir?
Dünya kurulalı beri iyi ile kötünün, hak ile bâtılın, doğru ile yanlışın insan şahsında müşahhas hâle gelen bir mücadelesi olmuştur. Bu mücadele bir hakikat ise, -ki öyledir- o zaman ne gibi tedbirler almalıyız, kendimizi kötülüklerden nasıl korumalıyız?
Sosyal medyada sözün çoğaltılması, görüntü ve sesli materyallerin çoğaltılmasının insanî ve İslâmî bir sorumluluğu var mıdır? Bu soruya fıkhî bir cevap verilebilir. Ancak konuyu Efendimiz'in (s.a.v.) “Kişinin her duyduğunu söylemesi, kendisine günah olarak yeter.” hadîs-i şerîf çerçevesinde düşündüğümüz zaman biraz dikkatli olmamız gerekiyor.
Depresyon nedir? Depresyonun belirtileri nelerdir? Depresyonun bazı işaretleri, sebepleri nelerdir? Depresyondan kurtulma yolları nelerdir?
Mü’min bir kul olarak Allah'ın verdiği nimetlere dilimizle şükrederek “Elhamdülillah!” deriz. Davranış ve hâlimizle şükrederek, o hâlin gereği olan kulluk ve ibadetle vaktimizi değerlendiririz. Îmanın, ilmin ve tefekkürün şükrü olarak, bunları başka insanlarla da paylaşırız. Sahip olduğumuz her bir nimetin, kendi cinsinden bir şükrü olduğunu bilir ve muhtaç kimselere vazifemiz ve borcumuz olan bu şükrü gücümüz yettiği kadar îfa etmeye çalışırız.
Özellikle her türlü olumsuz dış faktörlere açık sosyal ortamlar, insanın fıtratına aykırı dünyevî kaygı taşıyan insanî ilişkiler mânevî çürümeyi hızlandıran ortamlardır. Bu zamanda bir Müslümanın basit, ama kolay hedefler belirleyip az ve öz bir şekilde ona devam etmesi en doğru ve güzel olan bir davranıştır.
İslam’ın bizden istediği, iyi niyetini muhafaza eden, hüsn-i zan duyguları içinde olmayı başarabilen; dedikodu, gıybet, yalan, kıskançlık, tecessüs, riyâ, kibir gibi kalbî hastalıklardan uzak durmaya çalışan, ideal ve ahlaklı bir insan portresidir.
Her biri bizim için ayrı bir huzur kaynağı olan yavrularımızın mânevî mes’ûliyeti, ebeveynler olarak bizim omuzlarımıza yüklenmiştir. Şüphesiz bu sorumluluk, maddî ihtiyaçlarının yanında ve ondan daha önemli olan, “âhirete dönük sorumluluklar”dır.
İnsanın duyguları, düşüncelerine tesir eder. Düşünceleri, davranışlarını geliştirir. Davranışlar da alışkanlıklara ve kısaca bir hayat tarzına dönüşür. O hâlde duygu; insanı şekillendiren, onun düşünce ve davranışlarına birinci derecede kaynak teşkil eden en büyük sâiktir.