İnsan, zaafiyetlerle dolu bir varlık... Yaratılış mâcerasında Hazret-i Âdem’le başlayan bu “insan” olma özelliğimiz, aynı zamanda zaafiyetlerimizin neler olduğunu ortaya koymaktadır. Bu zayıflıkları en aza indirmek için nefisle yapılması gereken mücadelenin ehemmiyeti büyüktür.
İslam'da edep kuralları nelerdir? Müslümanların uymaları gereken edep ve haya kuralları...
Mânevî açıdan kalp, insanın gönül dünyasının merkezini teşkil eden, Rabbanî bir noktadır. İlâhî tecellilerin yansıdığı bir odak olan kalp, aynı zamanda hissiyatın görüldüğü, fikirlerin neşv ü nemâ bulduğu yer, yani dimağdır. O, duygunun, düşüncenin ve hareketlerin merkezi konumundadır.
Bugün herkesten ve her şeyden çok Kur’ân’a muhtacız. Onun bizim hastalık ve yaralarımıza derman olacak merhemine muhtacız. Yolunu kaybeden aklımızı, hassasiyetini yitiren vicdanımızı, gözleri kör olmuş gönlümüzü onun şifalı ellerine teslim etme vakti gelmiştir de geçmektedir.
Her hâlükârda toplum olarak geçirdiğimiz bu süreç, bizi daha çok dindarlaştırmış ve muhafazakâr bir yapıya mı dönüştürmüştür yoksa dinden daha uzak ve dünyaya daha meyilli bir hâle mi?
İsrafın maddî yönünden ziyâde mânevî yönü; insanı bitirir, tüketir. İnsan mânevî hayatındaki israf deliklerini kapattığında; gemisi, mârifetullah ve muhabbetullah okyanusunda yol alır. Aksi hâlde bu büyük ve şerefli yolculuk, daha başlamadan bitmiş olur.
Çocuklarımızı tek başımıza biz mi büyütüyoruz, yoksa onlar televizyonların, dizilerin ve internet sitelerinin çocuğu olarak mı büyüyorlar? Ne kadar bizim rengimizi taşıyorlar? Biz, ne kadar kendi renklerimize büründük? Acaba hercâî bir model ile, herkesten farklı farklı renkler devşirerek “İslâm’ın rengini”, “Allâh’ın boyasını” oluşturacağımızı mı düşünüyoruz?
Sürekli Allah ism-i celâli ile meşgul olan dil ve o dilden kalbe akseden bu güzel ifade; gönül aynasında kendini gösterecek, dünyevî her türlü meşguliyetten bîtâp düşen insanı zinde kılacaktır. Bu yüzden zikir gönül yorgunluğumuzu alacak en kolay ve anlamlı bir ibadettir.
Emânetin değersizleştirildiği bir zamanda yaşıyoruz. Emânete karşı hassasiyetimizi yitirdiğimiz ve bu şuurdan gitgide uzaklaştığımız bir zaman dilimindeyiz. Hâlbuki verilen veya verilmeyen her şeyin bir nimet olduğu; her nimetin de bir emânet boyutu olduğu gerçeği, bizim köklerimizi ve tefekkür zeminimizi oluşturan Kitab’ımızda beyân edilmektedir. Öyle ki, hayat rehberi olarak kabul ettiğimiz Kitab’ın kendisi de bir emânettir.
Canımız bir emânettir; her türlü kötü alışkanlıklardan muhafaza etmeli, sağlığımızı en güzel şekilde korumalıyız. Ruh dünyamızın tekâmülü için mânevi gıdaları alabileceğimiz ortamları tercih etmeli, akıl nimetinin muhafazası ve ferasetimizin kemâli için aklımızı hep güzel işlerde kullanmalıyız.