Dertli şair Mehmed Akif Ersoy, Safahat’taki üçüncü şiiri “Hasta”da, hastalanmış bir çocuğu şiirler âdeta resmederek anlatıyor. Bir çocuğun diliyle Akif'in haykırışı...
Çocuk, insanların birtakım hedeflerinin olduğunu âilesinden görerek öğrenir. Âilenin kendisinden beklentileri olduğunu fark eder.
Limonlu ahududulu tartolet nasıl yapılır? İşte malzemeleri ve hazırlanışı...
Asrımızda yoğun bir îman problemiyle karşı karşıyayız. Ne yazık ki, dînin sağlaması modern hayat üzerinden yapılıyor. Modern hayat, şimdiye kadar ne Batı’ya huzur ve mutluluk sunmuştur, ne de onu taklit eden insanlara...
Çocukluk, gelişimin en canlı ve tabiî olduğu bir devredir. Çocuk pek çok açıdan her an yenilenmekte, değişmekte ve gelişmektedir. Sosyal-duygusal, psiko-motor, zihnî, öz bakım, günlük hayat vb. bunlardan bazılarıdır.
Müslüman hanım, bilgileri başkalarından duyarak değil, bizzat kaynağından öğrenerek hazmetmeli ve toplumda İslâmî kültürün taşıyıcısı rolünde olmalıdır. Anne vasfı ile hem toplumun saf ve temiz tarafı olmalı, hem de kendisine ilâhî bir lütuf olarak verilen yavrularının hâmiliğini yapmalıdır.
Allâh’ın sevdiği bir haslet olan hayâ hakkında, Fahr-i Kâinât Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) sözleri...
Yaz mevsiminin gelişi ile düğün mevsimi de başlamış oldu. Düğünler yeni bir yuvanın ilk adımı olmakla birlikte, düğün sahiplerinin ve düğüne katılanların denendiği, âdeta iffet, hayâ ve edebimizin test edildiği, Allâh’ın emirlerine riâyet edip etmediğimizin bir imtihan yeri hâline geldi.
Şeytan, kariyerinin ilk büyük başarısını (!) Hazret-i Âdem ile Hazret-i Havvâ’nın ağacın meyvesini yiyerek birbirlerine mahrem yerlerinin görünmesini sağlayarak kazandı. Kıyafetlerinin açılmasını ve birbirlerinden tahrik olmalarını istedi. Şerefli bir mahlûk olan insanoğlunu küçük düşürmenin en iyi yolu, kıyafetini açmaktı. Şeytan, kıyafetini kaybeden insanın, onurunu da kaybedeceğini iyi biliyordu.
Merhûm Üstad Mûsâ Topbaş Efendi’nin 1999 yılındaki vefatının üzerinden 17 tam yıl geçmiş ve 18. yıla girmişiz. Yıllar çok çabuk geçmiş, geçmeye de devam ediyor. “Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir.” demişler. Gerçekten bazı insanların gönül dünyamızda ve çevremizde ne kadar büyük yer kapladığı, yokluklarında daha çok anlaşılıyor. Ve onlar, bu güzel tesirleriyle “yaşayan (!) insanlardan” daha çok “yaşıyorlar”.