Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, nübüvvet gelmeden altı ay evvel sâlih ve sâdık rüyalar görmeye başlamıştı. Rüyâsında gördüğü her şey sabah aydınlığı gibi aynen çıkardı. Bu sebeple Allah Rasûlü’nün “rüyamda gördüm” diye anlattıkları ile ona melek vâsıtasıyla veya diğer yollarla bildirilenler arasında, kesinlik ve gerçeklik bakımından hiçbir fark yoktur.
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, ileride keşke dememek için bugün neler yapmamız gerektiğini anlatıyor.
İnsan Allah'a (cc) layık bir kul Resulüne layık bir ümmet olma çabası ile bir ömür geçirirse, yaptığı her işte hayrı gözetip yaratılanı Yaratan'dan ötürü severse sahih bir imana erişmiş olur. Allah'ın (cc) sadık ve salih kulları ise ölümü Rabbi'ne ve Resulüne kavuşmak için bir vuslat olarak görür. Sevgiliye kavuşturan ölüm dahi olsa güzel olmaz mı? Ya Hakk'ı bilip inkar ettiysek, hor görüp zulmettiysek o vakit her yol hüsran olmaz mı? Hak dostlarından gönüllere hitap var...
Allah dostları kimlerdir ? Salih bir kul olmak için neler yapmalıyız? Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- bizlere verdiği o değerli bilgiler...
Fıtrî bir sermâye olan kibir temâyülünü kullanmanın câiz, hattâ gerekli olduğu durumlar vardır. Nitekim bunlardan biri olarak“Kibirliye karşı kibir, sadakadır.” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, IV, s. 366/5299) buyrulmuştur.
İslâm’a karşı mütecâviz bir durumda olan inançsızlara ve fâsıklara karşı İslâm’ın izzet ve haysiyetini muhâfaza etmek için yapılan tekebbür de makbûl sayılmıştır. Zîrâ böyle durumlarda bu fıtrî sermâye yerinde, haklı ve müsbet bir sûrette kullanılmış olur ki, o zaman “vakar” adını alır.
Efendimiz (s.a.v.); “Allahım, dünyayı sen nasıl görüyorsan, bana da öyle göster.” diye dua eden bir adamı görünce; “Öyle söyleme!” diyerek onu ikaz ediyor ve “ Allahım! Dünyayı bana, salih kullarına gösterdiğin gibi göster.” şeklinde dua etmesini istiyor. Bu günkü soru şu olmalı; “Dünyevî addedilen işlerde yönümüz ne kadar salih kullardan yana? Bakışlarımız, duyuşumuz onlarla ne derece örtüşüyor?”