Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Şebnem Dergisi'nin Şubat sayısında, gelir sıkıntısının sebeplerine bir menkıbe ile değiniyor. Helâl lokmanın hem isrâf olmayacağını hem de geçim sıkıntısına sebep vermeyeceğine değinen Hocaefendi, yazıyı Hazret-i Ali'nin bir duası ile bitiriyor.
Hadisi şerifte, dallarından tutanın cennete gideceği ve dalları cennetten dünyaya sarkan ağaç neye benzetiliyor? İşte cevabı...
“El kârda, gönül Yâr’da” olduktan sonra, servet ve zenginliğin hiçbir zararı yoktur. Dünya ile meşgul olmak değil, onu Hakk’a kulluğa perde etmek mahzurludur. Yanlış olan, vâsıtayı gâye hâline getirmektir.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, sadece kendilerine mahsus bir fazîlet olmak üzere, dünyalık nâmına bir şey saklamaz, elinde ne varsa onu Allah yolunda harcardı.
Zonguldak'ın Alaplı ilçesinde ayakkabı boyayarak geçimini sağlayan Hüseyin Öztürk, günlük kazancını sahiplendiği sokak köpeğiyle paylaşıyor.
İsâ (a.s), “Servetin üç âfeti vardır demiştir. Birincisi, onu helalinden temin etmemek. İkincisi, helalinden kazansa bile meşrû olmayan yerlere sarf etmektir. Üçüncüsü, meşrû yollara sarf etse bile, o malı düzeltmekle meşgul olmaktır ki, bu da onu Allah’tan alıkoyar.”
Hazret-i Ömer'in bizleri ikaz ettiği husus ne kadar önemlidir: “Bir kimsenin kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız. Konuştuğunda doğru söylüyor mu? Kendisine bir şey emânet edildiğinde emânete riâyet ediyor mu? Dünya ile meşgul olurken helâl-haram gözetiyor mu? Ona bakınız.”
İnsanın ahval ve gidişâtı için para da bir röntgen mesâbesindedir. Kulun iradesi yoktur. Paranın iradesi vardır.
Parada bir sır vardır; o, geldiği yoldan gider. Yani helâl para, gerçek mânâda hayra sarf edilirken; şer yoldan gelen para ise, yine şerrin sermayesi olur. Herkes zanneder ki ben parama hükmederek istediğim yere harcıyorum. Hâlbuki para, kazanılışındaki mânevî temizlik durumuna göre, lâyık olduğu yere gider; sahibinin irâdesini de kendi gittiği yere doğru istikâmetlendirir. Yani hâkimiyet çoğu zaman paradadır; sahibinde değil.
İnfâk eden kimse, infâkı alan kimseye karşı derin bir teşekkür hissiyâtı içinde olmalıdır. Zira bu sâyede kendisi mes’ûliyetten kurtulup, niyeti ölçüsünde büyük bir ecre nâil olmaktadır.