Kânûnî, babasından dünyanın en zengin ve en güçlü ordusuna sahip bir devleti mîras olarak devralmıştı. Kısa zamanda, giriştiği fütûhâtın büyüklüğü kadar idâresindeki dirâyet ve fazîlet ile de öyle temâyüz etti ki, hasmı olan Avrupalılar bile kendisini “Muhteşem Süleyman” lâkabı ile anmaya mecbur kaldılar.
Şeyh Sâdî buyurur: “Akıllı bir adama sormuşlar: «‒Bahtiyar kime derler ve bedbaht kimdir?» O da şu cevabı vermiş: «‒Bahtiyar o kimsedir ki; yer, (gerektiği kadar sarf eder) ve eker. Bedbaht da ona derler ki (harcamadan biriktirdiklerini) ölünce bırakıp gider.»”
Cenâb-ı Hak, Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e ve onun şahsında bütün ümmete şöyle buyurur: خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ “Sen (dâimâ) af yolunu tut ve iyiliği emret...” (el-A’raf, 199)
Her türlü ihtişâmın zirvesinde, dünyanın kendisini "Muhteşem Süleyman" sıfatıyla yâd ettiği Kânûni Sultan Süleyman Han (1495-1566) Osmanlı sultanlarının onuncusudur.
Sekiz senelik saltanatı boyunca kazandığı muazzam zaferler, dünyaya âit şanlar, şerefler, fânîlerin iltifatları, kendisini hiçbir zaman sekre sürüklemeyen Yavuz Sultan Selim Han'ın ahirete göçü nasıl gerçekleşti? İşte cevabı...
Hazret-i Mevlânâ’nın buyurduğu gibi insanın rûhu, berrak bir su gibidir. Fakat kötü işler ve günahlarla bulanınca hiçbir şey görünmez olur. Bu durumda mâneviyat incilerini ve hakîkat nûrlarını görebilmek için o suyu durultmak lâzımdır. Dolayısıyla tasavvufun gâyesi, nefsânî duyguları terbiye edip, fertleri ve toplumları sulh, sükûn ve huzûra kavuşturmaktır.
Yavuz’un vefâtına yakın zamanlar idi. Vezirler elbirliği ile Rodos’a sefer için hazırlıklar yapıp orayı fethetmek niyet ve arzularını Sultân’a bildirdiler. Sultan ise şu sözleriyle kâmil bir mü’minin firâsetini gösterdi.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Medîne-i Münevvere’den hareket etmeden evvel hedef şaşırtmak için Ebû Katâde’yi bir miktar kuvvetle Necid taraflarına göndermişti. Bu birlik, “İzâm” denilen bir yere geldiklerinde Âmir bin Adbat isimli bir zâtla karşılaştı.
Evliyâullâha pek yüksek bir hürmet ve bağlılık gösteren Yavuz Sultan Selîm Hân’ın kendisi de hiç şüphesiz babası gibi Allâh’ın has bir kulu idi. Onun kerâmet mâhiyetinde pek çok davranış ortaya koyduğu, târihî gerçekler arasındadır.
İslâm, “âile”ye nasıl bakar? İşte İslam'ın aileye verdiği önemin cevabı...