1. Ahmed Han’dan sonra 2. Genç Osman ile de irtibâtını devam ettiren Hüdâyî Hazretleri, bu yeni ve heyecan dolu genç pâdişâhı da istikâmetlendirmek husûsunda büyük gayretler sarf etti.
Îmânın kemâli; “lâyıkına muhabbet, müstehakkına nefret”i gerektirir.
Kötülüğe kötülükle karşılık vermek kolaydır. Asıl zor olan, kötülük eden kimseye de iyilikle mukābelede bulunabilmektir.
İlâhî kameraların altında bulunduğunun şuuru içinde, Allâh’ı görürcesine O’nu tâzîm eden; O’nun azamet ve kudreti karşısında tir tir titreyen, Oʼnun verdiği vazife ve mes’ûliyetin ağırlığıyla gözyaşı dökebilen bir müʼmin olabilmek…
Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin Sultan 1. Ahmed ile münâsebet halkasının ilkini teşkil eden rüyâ tâbiri hâdisesi pek meşhurdur. Bu tâbirle birlikte Hüdâyî Hazretleri’ne alâka ve hürmeti son derece artan 1. Ahmed Han, Hazret-i Pîr’in ilâhîlerine nazîre yazacak kadar onda fânîleşmiştir.
Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur: “Hak Teâlâ, kimseye iyilik kapısını kapamamıştır. Şunu da bil ki, herkesin iyiliği kendi kudretine göredir. Bir zenginin hazinesinden bir kantar altın vermesi, bir fakirin el emeğinden bir kırat vermesi kadar olamaz. Çekirge ayağı, karıncaya ağır yüktür.”
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin'e ümmet olmanın ve onun izinden gidebilmenin önemini anlatıyor...
Sâlihlerle berâber olanlar, zaman içinde kâbiliyetleri nisbetinde sâlihleşirler. Fâsıklarla berâber olanlar da fâsıklaşırlar. Bunun için kalb, -müsbet veya menfî- bulunduğu her mânevî iklîmin dâimî bir tesiri altındadır. Çünkü her uzuvda bir irâde bulunmasına rağmen, yalnız kalbde irâde yoktur ve kalb, çevresinden gelen tesirlerin kendisine telkîn ettiği istikâmete tâbî olmak temâyülündedir.
Mevlânâ Hazretleri buyurur: “Memleketin bir ucunda, hudutta bulunan bir kale muhafızı; pâdişahtan ve pâyitahttan çok uzaklarda bulunduğu hâlde, kaleyi düşmanlardan korur, gözetir. Kendisine hadsiz, hesapsız rüşvet teklif edilir, yine de kaleyi düşmanlara satmaz. Çok uzaklarda, hududun bir ucunda, padişah oralarda yok iken, sanki yanı başında imiş gibi, ona vefâ gösterir. Padişahın nazarında o uzaklardaki muhafız; huzurunda bulunan ve can fedâ edenlerden daha iyidir.”
Yalnızca üç sene gibi kısa bir zamanda Üftâde Hazretlerinin baş talebesi durumuna gelmiş bulunan Hüdâyî Hazretlerinin bu yükselişi dolayısıyla eski dervişândan bâzılarında hoşnudsuzluk görülmeye başlamıştı. Bunun farkına varan Üftâde Hazretleri, onların gönül âlemlerini tashîh için şu güzel usûle başvurdu...