İslâm, akla büyük bir değer verir. Öyle ki, onu mes’ûliyetin iki temel şartından biri sayar. Her vesîleyle, aklı lâyıkıyla kullanmayı telkin eder. Bununla birlikte onun hakîkatleri kavrayış kâbiliyetinin sınırsız olmadığını da beyân eder. Zira Cenâb-ı Hak, yarattığı hiçbir varlığa hudutsuz bir kudret lûtfetmemiştir.
Hazret-i Câbir (r.a.) “Ensâr ve Muhâcirler’den imkân sahibi olup da vakfı bulunmayan bir tek kişi bilmiyorum.” demiştir. Bu da bize gösteriyor ki varlıklı mü'minler ellerindeki nimetleri Allah yolunda sarfetmek için çaba harcamışlar, bu amaçla vakıflar kurmuşlardır.
Bir hediye seçiminin dahi yıllar sonrasını düşündürecek, belki ebediyete kapı aralamaya vesile olabilecek şekilde seçilmesi ne iyi olur. Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’nin bu kitapları bu hayra ne güzel vesile…
Bir mü’min, mütevekkil ve sabırlı olmalıdır. Hayâtın fırtınaları karşısında îtidâl ve muvâzenesini kaybetmemelidir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in başından geçen ağır imtihanları düşünmeli, yedi evlâdından altısını hayâtında iken kaybetmesine rağmen hâlet-i rûhiyesinde en ufak bir sarsılma olmaksızın sergilediği o güzel “rızâ” hâlini hatırlamalı, amcası Hamza -radıyallâhu anh- ve çok sevdiği Mus’ab -radıyallâhu anh- şehid edildiğindeki sabır ve metânetini unutmamalıdır.
İnsanı inciten kişinin, Allâh’ı incittiğinden haberi yoktur. O bilmiyor ki bu küpün suyu, Hak ırmağının suyu ile birleşmiştir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, insanın kendine nasıl zulmettiğini anlatıyor ve rahmet insanlarından merhamet örnekleri veriyor.
Osmanlı’da kurulan vakıfların hizmet ve faâliyetleri, zengin bir muhtevâya sahipti. Bunların, topluma faydalı olmak maksadıyla zaman, zemin, yöre ve temâyüllere göre çeşitlilik göstermesi, sistemin statik (durağan) değil, dinamik (canlı, hareketli) bir yapıya sahip olduğunun açık bir ifâdesidir.
Son nefese hazırlık nasıl olur? Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) tavsiyeleri ışığında huşû, sabır, ihsan ve zikir ile hayatı anlamlandırmanın yolu…
Vakıf tesisindeki esas gâye, Allâh’ın rızâsına nâil olup âhiret selâmetine ermektir. Tâ başlangıcından beri vakıflar, bu minvâl üzere kurulmuş ve aynı şekilde devam etmiştir. Öyle ki bu gâye, «et-takarrub ilâllâh» (Allâh’a yaklaşmak) şeklinde vecizeleştirilmiş ve vakfın sıhhat şartlarından biri olarak kabul edilmiştir.
Sahâbe neslinin büyük bir îman vecdi içinde kendilerini Allâh’a adamalarının bir benzerini yakın tarihimizin Çanakkale muhârebeleri safhasında, sînesi îmanla dolu Mehmetçik sergilemiştir.