Cenâb-ı Hak, âyet-i kerîmelerde yedi kat semâdan bahsetmektedir. Görülebilen birinci kat semâ ise diğer katları insanoğlunun akıl ve idrâki nasıl kaldırabilir ki?!
Cihân ilâhî azamet tezâhürlerinin sanat hârikası bir sergisidir.
Cenâb-ı Hak, sağlam bir şekilde binâ ettiği semâyı dâimî sûrette genişlettiğini ifâde etmektedir.
İnsanın hâl ve davranışları, kalp âlemindeki müsbet veya menfi enerjiye göre şekillenir. Bütün fazîletli davranışlar, kalplerdeki müsbet ve rûhânî hissiyâtın bir yansımasıdır. Dolayısıyla hizmetlerin mânevî keyfiyeti de, ona vesîle olan gönüllerdeki mânevî hasletlerin seviyesi nisbetindedir.
Cenâb-ı Hakk’ın kudret ve azametinin delillerinden biri, göklerde, yerde ve yıldızlarda sergilenen ilâhî saltanattır. Göklerdeki hârikulâdelikleri tefekkür etmemek, insan idrâkinin muazzam bir hikmet sergisinden mahrum kalmasına sebep olur.
Yüce Rabbimiz: “Allah, her şahsı ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef tutar…” (el-Bakara, 286) buyurmuştur. Bir mü’mine düşen, yaptığı hizmetleri hiçbir zaman yeterli görmeyip; “Daha başka neler yapabilirim?” düşüncesiyle, sürekli bir hizmet arayışı içinde olmaktır.
Eşsiz bir hidâyet ve saâdet rehberi olan Kur’ân-ı Kerîm, pek çok âyet-i kerîmesinde insanın yaratılışındaki hikmetleri, kâinattaki hârikulâde nizâmı ve Kur’ân-ı Kerîm’in bir beyan mûcizesi olduğunu düşünmeye dâvet eder.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, hizmet edenin, hizmet edilenleri bir nîmet bilerek onlara karşı teşekkür edâsı içinde bulunması gerektiğini şöyle ifâde eder...
Temiz bir vicdanla yaşamanın, îmânla ölüp ebedî huzur ve safâya kavuşmanın yolu Rabbi unutmamaktır.
Genç Gönüllü hanımlar, iki oturumdan oluşan "tasavvuf’" semineri düzenliyor.