Hak dostları, îmân ehli olup da istidadlı bulunan kimseler için bir mıknatıs gibi câzibe merkezleri olduklarından, toplumun bütün kesimlerine bir şefkat ve muhabbet kucağıdırlar. Zîrâ, onları Cenâb-ı Hak sevdirir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, takvanın ne olduğunu, muhtelif tariflerini ve nasıl muhafaza edileceğini anlatıyor.
İnsanı olgunlaştıran, çilelerdir. Bir sâhildeki taşlara baktığımız zaman, üzerinde hiçbir sivrilik ve pürüzün kalmamış olduğunu görürüz. Zîrâ dalgalar asırlarca onları döve deve bütün sivriliklerini âdeta torna etmiştir. Çileler de böyledir.
Hazreti Mevlânâ Mesnevi'de Hak dostlarına Allah'ın ihsan ettiği kudreti şöyle anlatıyor.
Medîne’de kurulan ve yaklaşık dört yüz âileden müteşekkil küçük İslâmî site devletinin hudutları, on senede Irak’a ve Filistin’e ulaştı.
Dostluk; sevenin sevilende kendi husûsiyetlerini görmesinden kaynaklanır. Gerçek dostlar arasındaki muhabbet, fizikteki birleşik kaplar misâli, his ve fikirlerde aynîleşmeyi sağlar. Zîrâ gerçek dostluk, iki gönül arasındaki cereyan hattı gibidir. Bu cereyanla, yâni muhabbet akışı ile, dostların her hâli birbirine sirâyet eder.
Mevlânâ'nın Mesnevi'sinden iki mısra ve açıklama... Mesnevî: “Gülün tarâveti (tazeliği) bozulup, gül bahçesi hazân mevsimine girince, artık bülbülün hoş nağmeleri ve feryatları işitilmez olur.” (c.1, 29)
Sahâbî, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den ne almıştı?
Kendi görüşümüzü Allah Rasûlü’nün tavsiyesinin önüne koymak gibi büyük bir gaflet ve dalâlettir.
Mevlânâ Mesnevî'de “Sadece kendi diline ve gönlüne âşinâ olanlar, onun dilini konuşan ve meramını anlayanlardan uzak düşerse; yüzlerce dil, yüzlerce nağme bilse, yine dilsiz olur, susar.” (c.1, 28) diyor. Bu mısra ile Mevlânâ bize ne anlatıyor?