Muhterem Üstâd’ın bütün hayatı; “İnnâ lillâh” (biz her şeyimizle Allâh’a âidiz) muhtevâsında geçmişti. Seksenli yaşlara gelince ise “ve innâ ileyhi râciûn” (ve nihâyet yalnız O’na döneceğiz)[1] tecellîsi kendini göstermeye başladı.
Hak Teâlâʼnın rızâsına ve yakınlığına nâil olabilmenin yolu; rızka değil Rezzâkʼa, kâinatta sergilenen sanata değil gerçek sanatkâra, esere değil asıl müessire, sebebe değil hakîkî müsebbibe yönelmiş bir gönül kıvamı kazanmaktır.
Varlıkların en şereflisi insandır. İnsan neden eşref-i mahlukattır? İnsana eşref-i mahlukat denmesinin sebebi nedir?
Merhûm Sâmi Efendi Hazretleri'nin, kapısına gelen bir sarhoşu evine alması ve ona karşı şefkat ve merhametli muamelesi...
Bir mümin, zayıflık ve imkânsızlıklara bakarak aslâ ye’s, gaflet ve rehâvete kapılmamalıdır. Hiçbir zaman Allâh yolunda yapabileceği hizmetlerin nihâyete erdiğini düşünmemelidir. Şu hâdise, bu hususta ölçümüzün ne olması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
İlâhî sır ve hikmetlerden nasîb alabilmek, nefsânî arzulardan sıyrılıp “hiçlik” hâline varabildikten sonra başlar. Bunun içindir ki tasavvufun gâyesi de; ilâhî kudret, azamet ve saltanat karşısında, kulun kendi âcizliğini idrâk ederek Rabbine tam bir teslîmiyetle itaat etmesidir.
Yüzakı Dergisi, 159. sayısı Ramazan'a özel gündemiyle çıktı.
Musa Topbaş Efendinin kaleme aldığı tasavvufi eserleri sizler için derledik.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, iffeti dolayısı ile isyeyemeyen fakirler ile ilgili nazil olan "...Sen onları yüzlerinden tanırsın." (Bakara Sûresi 273) ayet-i kerimesini anlatıyor.
Musa Topbaş Efendi'nin hayatı tertip, düzen ve intizâm üzere bir hayattı. O, âdeta bir ölçü insanıydı. Yemesinde, içmesinde, kıyafetinde, ibadetinde, infâkında, sohbetinde, sevgisinde, buğzunda hep bir ölçü hâkimdi.