Abese sûresinde dikkat çekici bir hatırlatma var; “İnsan, yediğine bir baksın!” (80/24) Yani insan, gıda olarak aldıklarına, belki kullanıp eskittiklerine ibret nazarıyla baksın. Hayat kaynağı olan geçim sebeplerinin ne büyük nîmetlerden meydana geldiğini düşünsün.
Teknolojinin insanı hayrete düşüren ilerlemeleri karşısında, gündemimize “teknoloji ahlâkı” diyebileceğimiz zaruri bir alan girmiş bulunmaktadır. Esasen ahlâk, teknolojiye değil, onu kullanan insana ait bir keyfiyettir. İnsan bozulunca, en masum nimetler bile şer âletine dönüşüverirler.
İnternetten cep telefonu cihazına kadar elimizdeki bütün iletişim sistemleri ve cihazları, ya şükrünü yapmaya gayret ettiğimiz için nimet babından bizimle bulunan imkânlar olarak kalacaktır ya da ateş olup bizi yakacaktır.
Rasûlullah bu kadar içimizdeyken, bize bunalmak, hüzünlenmek düşer mi? Bizim hüznümüz de, korkumuz da “Cennette beraber olabilecek miyiz?” korkusu olsun; aynı Sevbân’ın derdi gibi olsun derdimiz... Üzüleceksek, ağlayacaksak, O’nsuz geçen vakitlerimize ağlayalım…
Diyanet İşleri Başkanlığı’nca hazırlanan bu haftaki Cuma Hutbesi’nde hayattaki son bir yılımızı nasıl geçirdiğimiz sorgulanarak, bu bir kendimize ait sorularla muhasebesinin yapılması gerektiği vurgulanıyor.
Ordu'da doğuştan sağ kolu ve bacakları olmayan, bütün işlerini sol koluyla yapan 8 yaşındaki Yaren, yeni eğitim-öğretim döneminin başlamasıyla ders başı yaptı. Yaren'in bu haliyle okula başlıyor olması hem var olan nimetlere şükrümüzü hem de okumaya olan azmimizi perçinliyor.
Kâmil insanın eşyâ ile münâsebeti, bir geminin deniz ile olan münâsebeti gibi olmalıdır. Deniz, gemiye istinaddır. Lâkin geminin içine su girerse onu batırır, bir lokma gibi yutar. Ama gemi, suyu içine almazsa onun üzerinde yol alır, varmak istediği hedefe vâsıl olur. Bu durumda su, hem nîmet, hem de âfet olabilecek bir imtihandır. İdrak sahipleri onu nîmet olarak kullanır; bu idrakten uzak olanlar ise âfetlerin girdabında boğulur. Yani nefsânî arzularına râm olanlar, altı delinmiş gemi gibidir. Hayatın hangi girdabında helâk olacakları meçhuldür.
"Her nimetin şükrü kendi cinsindendir" ifadesinin mânâca hikmeti nedir?
Ahlâkî kıymetlerin başında gelen hayâ ve edeb nîmetlerinden mahrûmiyet, dîn ve îmandaki zâfiyet ve noksanlıktan kaynaklanır. Efendimiz (as); “Hayâ îmandandır.” (Buhârî, Îman, 3) buyurarak bu ahlâkî kıymetin, îmanla mühim bir alâkasının bulunduğunu beyân etmiştir. Buna göre hayâsızlık gibi ahlâksızlıkların toplumda yayılmasını isteyenler, o toplumun îmânına karşı en büyük cinâyeti işlemiş olurlar.