Takva ne demektir? Cenâb-ı Hak ile dost olanların mükafatı ne olacak? Verilen nimetlere nasıl şükretmeliyiz? Verilen nimetlerin hesabı nasıl olacak? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor.
Genç TV'nin hazırladığı videoda pastane ve restorant sahibi Adil Huy ve Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı Genel Müdür Yardımcısı Serdar Eryılmaz günümüz israfını ve zararlarını anlatıyor.
İsa (a.s.)’dan yaklaşık 4 asır önce yaşadığı tahmin edilen Hipokrat tanımlamış, kanser denen can sıkıcı hastalığı. Kanser kelimesinin eski Yunancada yengeci tarif eden kökten gelmesinin sebebi ise ikisinin de etrafı kemirici özelliği ile ilgili olduğu sanılıyor.
Ashâb-ı kirâm için ibadetler, Cenâb-ı Hak ile mülâkât ve yakınlaşma anlarıydı. Dolayısıyla çok mühim ve bulunmaz birer fırsat ve huzur hâliydi. Onlar bütün ibadetlerini, Cenâb-ı Hakk’ın emrine muhâtap olma bahtiyarlığına ermenin heyecanıyla yapıyor, herhangi bir ibadeti yerine getirmeyi büyük bir şeref ve nîmet olarak görüyorlardı.
Bir nefesi rahatça alabilmemize karşılık, bütün varlığımızı isteselerdi ne yapardık acaba? Ya da bir gözümüze, bir kulağımıza karşı nelerden tâviz vermezdik ki?!.. Muayyen vakte hasredilmiş ömrümüzde Rabbimizin bizden istediği ne, peki?! Kısaca nimeti vereni bilmek ve O’ndan gâfil olmamak!..
Mü’min, güç ve kudretin ancak Allah’tan olduğuna inanarak, hizmetlerdeki başarısından dolayı nefsine bir pay çıkarmamalıdır. Hattâ Cenâb-ı Hak kendisini böyle bir hizmetin gerçekleşmesine vesîle kıldığı için, O’na karşı şükrünü artırmalıdır.
Muhâsebe, insanın yaratılış gâyesi doğrultusunda kendisini hesâba çekmesidir. Bir işe başlamadan, bir adımı atmadan, bir sözü söylemeden önce sonunu hesab ederek hareket etmek, sonradan duyacağımız pişmanlık ve yanlış anlaşılmalara önceden mânî olmaktır.
Nihâyetsiz nimet ve ihsanlarıyla kullarına rahmet ve inayetini gösteren Yüce Rabbimiz, özellikle değerini takdir etmekte insanlığın çoğu zaman âciz kalacağı nimetlerini ve sırlarla dolu kâinât âyetlerini “Andolsun ki…” diyerek yeminli ifadelerle kullarına takdim eder ve onların sırlarla dolu hakikatlerine dair işâretler verir.
Dünya hayatı, insanoğlu için bir imtihan dershânesidir. Her insanı; meçhullerle dolu bir son nefes geçidi, ardından uzun bir kabir âlemi, akabinde de muazzam bir kıyâmet sabahı beklemekte… Çok uzak gibi görünse de hepsi yarın kadar yakın…
Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-, asıl zenginliğin, mal çokluğu ile değil, gönül zenginliği ile olduğunu belirtmişlerdir. Gerçek müminler de, bu zenginlik nîmetine sâhip olup infakta bulunanlardır.