İnsan nefis taşıyan, nefsinin isteklerine muhatap olan ve o isteklere karşı zafiyet içinde olan bir varlıktır. Tûl-i emel dediğimiz şey insanın bitmek tükenmek bilmeyen hevesleri ve arzularıdır. Bir başka ifade ile insanın hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmasıdır.
Her müslüman fâtih için ideal olan İstanbul’u fethetme gâyesi, Yıldırım Hân’ın da en büyük arzusu idi. Bu yolda takdîre şâyan gayretleri oldu.
Ali Tenik ve Vahit Göktaş'ın titiz çalışmasıyla yayımlanan "Zikir" kitabı, her yönüyle zikri inceliyor. Zikir hakkında merak ettikleriniz bu kitapta.
Murad Hüdavendigâr, büyük bir ahlâkî, irâdî ve idârî güce sahipti. Yaptıkları, dâhiyâne idi. Şer’î kânunları büyük bir titizlikle tatbik eder, geliştirip güçlendirirdi. Ânî karar vermedeki mâhirâne hasleti, kendisine çok zaferler kazandırmıştır.
Ramazan-ı Şerif, kulluk kalitemizi artırma adına Rabbimizin ikram ettiği eşsiz vesilelerden biridir. İhtiva ettiği faziletler, fırsatlar ve imkânlar yönüyle bir maneviyât deryasıdır.
Babasının ihlâs ve irâdesini, ağabeyinin rızâsını ve evliyâullâhın duâsını alarak zirvelere yürüyen sultan Orhan Gâzi'nin (1281-1360) manevi portresi.
Temizlik, ruhlara ferahlık veren bir kelime. Bulunduğu hemen her yeri güzelleştiren bir yönü var bu güzel kelimenin. Rabbimiz Kur’an’da “tertemiz olan kulları sevdiğini” bildirir. Temizlikle îman arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Huzuruna arı duru ve pırıl pırıl gelinmesini ister. Görünen ve görünmeyen yönleriyle kulunun kirli-paslı olmamasını, her fırsatta temiz kalmasını ve hatta tertemiz olma gayretine soyunmasını murad eder.
Alparslan, 1071’de Malazgirt Meydan Muharebesi’ne girmeden evvel, bembeyaz elbiseler giydi ve; “Bu benim kefenimdir!” dedi.
Cenâb-ı Hak biz kullarını, meccânen (hiçbir bedel ödemediğimiz hâlde) “ahsen-i takvîm”, yani en güzel kıvamda ve İslâm fıtratı üzere yarattı. Fakat bizleri imtihan etmek için; “takvâ”ya da “fücûr”a da, yani hayra da şerre de, sevâba da günaha da meyledebilecek vasıfta bir “nefs” ile donattı.