Patricia Kata, Macaristanlı, yirmi yaşında bir üniversite öğrencisi… Okulunu bitirdiğinde Özel Eğitim Uzmanı olup Down Sendromlu ve genetik hastalıklı öğrenci ve çocuklara hizmet edecek, inşallah… Onurla taşıdığı başörtüsünün içinde, öyle edeple ve mâsumâne bakıyor ki sanki yeni Müslüman değil de hep korunarak büyümüş bir genç kız gibi… Onun hidâyet öyküsü, insanın çevresi ne kadar kötü olursa olsun, istediğinde Allâh’ı bulma ve O’nun emirlerini yapma hususunda kişinin kendi irade ve isteğinin çok daha uygun bir faktör olduğunu gösteriyor. Buyurun, Patricia’nın İslâm’a doğru yaptığı yolculuğa şâhid olmaya…
Hayattaki her nîmet gibi mahrûmiyetlerin de ilâhî bir imtihan tecellîsi olduğunu, hatırımızdan çıkarmamalıyız. Şâyet Allah bir şeyi nasip etmemişse, bunu da gönül gözüyle okuyup; “Bunda da bir hayır vardır.” diyerek her hâlükârda şükredebilmeliyiz. Zira gaybı bilen, yalnız Cenâb-ı Hakʼtır.
Nefs; içimizdeki bütün kötü isteklerdir, süflî arzulara duyulan meyildir. İnsanı Allah’tan uzaklaştıran bütün şeytânî hisler, nefsten ibârettir. Dünya, yaratıldığı günden beri kulların kulluk değerinin tespit edildiği bir imtihan dershânesidir. Bu sebeple insanoğlu hem kötülüklerle donatılmıştır hem de iyiliklerle… Yine bu sebepledir ki nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye, yâni tasavvufî eğitim şarttır.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi ile Ahmet Taşgetiren Bey'in gerçekleştirdiği "Ramazan ve İnfak" mülakatlarının ikincisini "İnfak Edebi" başlığıyla sizlere sunuyoruz. İnfak hususunda veren elin gurura kapılmaması ve alan elin incinmemesi için İslam’ın aldığı tedbirler nelerdir? Müslümanlar nasıl bir infak edebine sahip olmalı? İnfak miktarı hususunda nasıl bir edep gözetmeliyiz? Manevi infak nedir? İslami bir infak düzeni var mı? Varlıklı bir Müslüman infak hususunda nasıl bir hesap yapmalı? yöneltilen sorulardan yalnızca birkaçı.
Nefsin bitmek bilmeyen fânî arzu ve emellerini, azim ve irâdesiyle eritemeyen ham ruhlar, ne dünyada rahat yüzü görebilir ne de ukbâda huzur ve saâdete erebilirler. Oruç da; rûhâniyeti nefsâniyete, bâkîyi fânîye, takvâyı fücûra gâlip getirmek için nefse karşı girişilen büyük bir cihaddır.