Güzel dinimizin iki temel kaynağı vardır. Bunlar yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimiz’in Sünneti’dir. Ashâbtı kiram, İslâm dinini, Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Peygamber’in şahsı ve onun sözlü veya fiilî tebliğ ve talimatı demek olan sünnetinden meydana gelen bir bütün olarak tanıdı.
Hak dostları, başkasını incitmeme hususunda titizlikle durmuşlar ve gönülleri birer nazargâh-ı ilâhî, yâni bir bakıma mânevî kâ’betullâh olarak addetmişlerdir. Zîrâ, kim gönül kâ’besine zarar verirse, hakîkatte onun sahibini incitmiş olur.
Eski bir Türk geleneği olarak, evlerin kapılarına takılan tokmaklar sayesinde ev sahipleri, kapıyı çalan misafirlerini görmeden kadın ya da erkek olduğunu anlayabiliyor.
Kâmil insan, o kadar mükemmel bir ahlâk ve tabîate sahip olmuştur ki, -Allâh için müstesnâ- hiç kimseye kızmaz, hiç kimseden kırılmaz.
Fransa’nın Isere kentinde, Müslüman bir kadına hakaret ettiği gerekçesiyle pratisyen hekime bir ay tecilli görevden uzaklaştırma cezası verildi.
Cimrilik, israf ve ihtiras… İnsanın dünya ve âhireti için belâ olan, üç kötü huy!.. Ebedî saâdete kavuşabilmek için, bunların mutlaka tedavi edilmesi gerekir.
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Bir Hak dostunun, yani bir peygamberin veya velînin gönlü incinmedikçe, Allâh, hiç bir kavmi rezil ve rüsvây etmemiştir.” (c.2, 3112) Bu beyit, kavimlerin zillete sürüklenmelerinin belli başlı sebeplerinden birinin, peygamber veya bir Allâh dostunu incitmek olduğunu ifade etmektedir.
İnsanca yaşamanın yegâne şartı din ve ahlâktır. Îmân, hidâyet ve kulluğu yaşayabilmek için Cenâb-ı Hak tarafından beşeriyete takdim edilen zirve, misilsiz yüksek ahlâk numûnesi peygamberlerin îmândan sonra en mühim vazîfeleri, mü’minleri nefsânî vasıflardan kurtarıp ahlâk-ı hamîdeye yükseltmeleridir.
Diyanet İşleri Başkanı Görmez, İslam dininin açık ve sade olduğunu belirterek, "İnanın hocaların her gün tartıştığı kadar zor değildir. O çok açıktır, nettir, berraktır. O yolu biz zorlaştırdık, biz hocalar zorlaştırıyoruz." dedi.
Peygamber Efendimizin ümmetine muhabbeti, elbette bir babanın evlatlarına muhabbetiyle mukayese edilemeyecek derecede büyük ve şiddetlidir. Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Hazret-i Peygamberin “Ey ashabım! Ey ümmetim! Ben size bir babadan daha şefkatli ve merhametliyim.” (c.3, 1934) sözleriyle bu durumu anlatıyor.