Mürîd: İrâdesi olmayan, Hakk’ın ve mürşidinin irâdesine tâbî olan, irâdesini şeyhe teslim eden, tarikata girip bir şeyhe bağlanmış bulunan, tarikat yolcusu, derviş, müntesip, mensup. bir üstada bağlı olan, tilmiz anlamlarına gelmektedir. Mürîdân: İrâdelerini mürşidlerine teslim etmiş bulunan dervişler anlamına gelmektedir
Abdülaziz Bekkine, (1895-1952) Nakşibendî-Hâlidî şeyhi ve âlimdir. Mehmet Zahit (Kotku) Efendi ile birlikte meşhur Nakşibendî-Hâlidî şeyhi Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin halifelerinden Şeyh Mustafa Feyzi Efendi’ye intisap etti. Cumhuriyet devri önemli fikir adamlarından Nurettin Topçu'nun düşünce dünyasına yön verdi.
Evine hırsız girince affedip âli cenap tavır takınarak insan kazanan Ahmed er-Rıfâi Hazretlerinin yaşadığı çarpıcı örnek hikâye...
İmam Rabbani’ye göre tasavvuf, zahiri ilimler olmadan olmaz. Maneviyatın neşri ise satırlardan değil sadırlardan yani kalplerden kalbe olacaktır. Bu sebeple tasavvufi kitapları okumaktan çok onları yaşayan insanların beraberlikleri salike fayda verecektir.
Es‘ad Erbili Hazretleri, nefsin hîlelerinden hiçbir zaman emîn olmamak ve ona karşı devamlı mücâhede etmek gerektiğini ifâde etmiş ve muhtelif mektuplarında şöyle buyurmuştur:
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri’nin, tasavvuf yolundaki tesiri ve nüfûzu çok büyüktür. Öyle ki, Nakşîlik yolu, kendisinden sonra âdeta Hâlidîlik olmuş ve bu kol, Osmanlı coğrafyasının en yaygın tasavvuf mektebi hâline gelmiştir.
Abdullah Dehlevî Hazretleri, hizmetin ehemmiyet ve faydalarından bahsederek şöyle buyururdu:
Muhammed Bâkì Billâh Hazretleri, İslâm’ın emir ve yasaklarına son derece bağlı bir zât idi. Sık sık takvâ sahibi fakihlere mürâcaat ederdi. Helâl gıdâya çok ehemmiyet verir, hattâ yemek pişiren kişinin bile ihsân hâlinde olmasını, yani huzûr-i ilâhîde olduğunun şuuruyla hizmet etmesini, gâfil olmamasını isterdi.
Ubeydullah Ahrar Hazretleri'nin hikmetli sözlerinden bazılarını derledik.
Ubeydullah Ahrâr Hazretleri İslâm’ın emir ve yasaklarına son derece bağlı idi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Sünnet-i Seniyye’sine tâbî olmadan yüksek mertebelere ulaşmanın mümkün olmadığını ısrarla vurgulardı.