Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) rüyâsında gördüğü bu ibretli manzaralar hangi günahlara nasıl karşılıklar verildiğini ve ümmete hangi ilâhî ikazların yapıldığını haber veriyor?
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) tebessümü bir alışkanlık mıydı, yoksa rahmet, edep ve hikmetle yoğrulmuş bir davet dili miydi?
Kur’ân, kıyamet günü bizim için bir şefaatçi mi olacak, yoksa ihmâlimizin şahidi mi?
Îman, ibadet ve ahlâk; gençliği sarsıntılar karşısında nasıl dimdik ayakta tutar?
Bir insan başkasının günahıyla mı hesaba çekilir; yoksa herkes kendi niyet ve ameliyle mi yargılanır? Kur’ân’ın ortaya koyduğu bu adalet ölçüsü, sorumluluğun sınırını nerede çizer?
Bir canlıya gösterilen merhamet, imanımızın derinliğini ve Allah katındaki değerimizi nasıl ortaya koyar?
Rasûlullah (sav), İslâm’ın tebliğ ve inşâ sürecinde gençlere büyük sorumluluklar verdi; ilimde, cesarette ve fedakârlıkta onları ön safa koydu. Sahâbe örnekleriyle görülen bu hakikat, İslâm’ın istikbalinin imanla yetişen genç nesillerle mümkün olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Dünya hayatının aldatıcılığına karşı mü’mini uyaran bu metin; nefis ve şeytanla süren imtihanın ciddiyetini, kıyâmetin yakınlığını ve ebedî akıbetin ihmale gelmez hakikatini âyet ve hadîsler ışığında hatırlatıyor.
Vahyin gecikmesi, Rasûlullah’ın (sav) terk edildiği anlamına mı geliyordu; yoksa ilâhî bir hikmetin tecellisi miydi?
Ashâb-ı kirâmın hayatından örneklerle, mü’minin ne zaman tebessüm etmeyi ne zaman sorumluluk bilinciyle ciddîleşmeyi öğrenmesi gerekmez mi?