Vahiy Neden Gecikti?

Vahyin gecikmesi, Rasûlullah’ın (sav) terk edildiği anlamına mı geliyordu; yoksa ilâhî bir hikmetin tecellisi miydi?

Peygamber Efendimiz (sav), yerde ve göklerde övülen, medhedilen ve sevilen bir insandı. Cebrâil (as) onu biraz göremediği zaman özler, hasret çekmeye başlardı.

CEBRÂİL (AS) NEDEN GECİKTİ?

Bir gün Kureyş müşrikleri, içlerinden beş kişi, Rasûlullah (sav)'in peygamberliği hakkında bazı sorular sormak üzere Medine-i Münevvere'deki Yahudilere gönderildiler. Yahudiler kitap ehli idiler ve Tevrat'ta Allah Rasûlü ile ilgili bazı bilgileri okuyorlardı. Bu beş kişi Medine-i Münevvere'ye gelmeden önce Hristiyanlara sordular. Onlar da böyle bir peygamber tanımadıklarını söylediler. Yahudilere sorduklarında onlar:

“–Evet, biz kitabımızda onu buluyoruz ve bu zaman da onun geleceği. Biz, Müseylime'ye, ancak beklenen peygamberin bileceği üç şey sorduk, bilemedi. Siz bunlardan Muhammed'e sorun. Eğer sorular sorarsanız bilir, birini bilemezse anlayın ki o beklenen peygamberdir, ona tabi olun. O'na Ashab-ı Kehf'i, Zülkarneyn'i ve ruhu sorun!” dediler.

O beş kişi Mekke-i Mükerreme'ye döndüler ve Hazret-i Peygamber (sav)'e Yahudilerden öğrendikleri üç şeyi sordular.

Efendimiz (sav) ne diyeceğini bilemedi, daha sonra cevap verdiğini söyledi, ama bu esnâda “İnşaallâh” demeyi unuttu. Bir rivayete göre 40 güne, başka bir rivayete göre 15 güne vahy gelmedi ve bu durum Allah Rasûlü'ne çok ağır geldi. Müşrikler:

“–Muhammed'in Rabbi onu terk etti” demeye toplandı. Sonunda Cebrâîl (as) Rasûlullah (sav)'a gelince:

“–Ey Cibrîl, o kadar geciktin ki senin hakkında (artık gelmeyeceksin diye) su-i zanda kalmamıştım. Aynı zamanda seni kaybetmedim” buyurdu.

Cevrâîl (as):

“–Ben Sen'i daha çok ihmal ettim. Fakat ben vazîfeli bir memurum, gönderildiğimde inerim, aksi takdirde gelemem” dedi. [1]

Cebrâil (as) bu gelişinde Allah Teâlâ'dan Kehf Sûresi'ni getirmişti. Bu sûrede inkârcıların sorduğu Ashâb-ı Kehf ile Zülkarneyn (as)'ın kıssaları anlatılıyordu. Aynı zamanda müşriklerin sözlerine üzüldüğü için Allah Rasûlü'ne bir itâb vardı. Cebrâîl (as) bir de, “Sana ruhtan soruyorlar. De ki: Ruh, efendimin emrindendir ve size ilimden çok az bir şey verilmiştir” [2] âyetini getirmişti. [3]

Hz. Cebrâîl'in, Efendimiz'e (sav) bu muhabbet ve hasreti Kemâl Edip Kürkçüoğlu ne güzel dile getirir:

Can atar ona gece Rûhu'l-Kudüs ihramına girer,

Harem-i muhterem-i kûyuna mihmân olarak.

Bir gören bir daha görsem diye Allah Allah!..

Şaşırır aklını ruhsârına hayrân olarak…

"Bir vasfı da Rûhu'l-Kudüs olan Cebrâîl (as), Allah Rasûlü'nün hürmete şâyân beldesinin yakınına misâfir olabilmesi için can atarak her gece ihrâma girer gibi ihtimamla hazırlanır. O'nu bir kere gören, mübarek yüzü hayran olarak bir daha görmek için aklını alır."

O'nun mübarek dünyası herkes hayrandı. Hâris b. Amr (ra) şöyle anlatılır:

Resûlullah (sav) Mina'da veya Arafat'tayken yanında vardım. İnsanlar etrâfını sarmışlardı.

O esnâda bedevîler geliyor ve Efendimiz’in (sav) mübârek yüzünü gördüklerinde:

“–Bu mübârek bir yüzdür” demekten kendilerini alamıyorlardı. (Buhârî, el-Edebü'l-müfred, no: 1148)

KİMLERE SIĞINILMALI ARTIK?

Devir, Muhammed (as)'ın devridir. Onun peygamberliğinden sonra herkesin ve her şeyin hükmü bitmiştir. Râfi' bin Umeyr'in (ra), İslâm'a girişine sebep olan şu hâdise de bunun şâhitlerinden biridir. Râfî şöyle anlatır:

Bir gece kumluk bir arazide yürüyordum. Uykum geldi, devemden indim, onu bağlayıp hazırlandım. Uyumadan önce cahiliye usûlü bir istiâzede bulunarak:

“–Cinlerden bu vâdinin yaşlılarına sığındım” dedim. Rüyâmda bir adam gördüm; elindeki harbeyi devemin göğsüne saplamak istiyordu. O anda korkuyla geldiğim, Sağa sola baktım, bir şey göremedim. “Herhalde bir rüyaydı” dedim. Sonra tekrar tekrar uyudum ve aynı şeye göre geliyorum. Baktım ki dev sarsılıyor. Bir de baktım, rüyada yolun genç elinde harbeyle duruyor. Bir tarafta bir ihtiyar elinden tutmuş, harbesini deveme saplamasına mâni oluyordu. Onlar böyle çekişirken, üç yaban öküzü göründü. İhtiyar:

“–Kalk, bu insanın devesine fidye olarak şu yaban öküzlerinden dilediğini al!” dedi. Genç kalktı, bir öküzü aldı ve gitti. Sonra o ihtiyar bana dönerek:

“–Bundan sonra herhangi bir vâdide konaklayıp da korktuğunda, «Bu vâdinin korkularından Muhammed'in Rabbine sığınırım» de, sakın onlardan birine sığınma. Artık cinlerin işi batıl olmuştur” dedi. Ben:

“–Muhammed de kim?” dedim.

“–O, Arab Peygamber'dir; ne doğuludur, ne de batılı. Pazartesi günü peygamber olarak gönderilmiştir” dedi. Ben:

“–Yeri penyedir?” diye sordum.

“–Hurmalık ve havalandırma Yesrib'dir” dedi.

Sabaha doğru deveme binerek bir yürüyüşle Medine'ye ulaştı. Rasûlullâh (sav) beni bırakıyor, ben herhangi bir şey söylemeden gelenleri tek tek anlattı ve beni İslâm'a davet etti. Ben de Müslüman oldum. (Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, s. 247, (el-Cin 6); Harâitî, Hevâtifu'l-Cânn)

Artık bundan sonra Rasûlullah (sav)'in hükmü geçerlidir ve O'nun getirdiği din inanan kişinin canı ve malı emniyette olur.

Dipnotlar:

[1] Râzî, Mefâtîhu'l-Ğayb, XXI, 204, (Meryem, 64 tefsirinde); İbn Kesîr, (el-Kehf, 24 tefsirinde).

[2] el-İsrâ, 85.

[3] Taberî, XV, 238-239, (el-İsrâ, 85 tefsirinde).

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

VAHYİN KESİLMESİ

Vahyin Kesilmesi

VAHYİN KESİLMESİ SAHABİLERİ NASIL ETKİLEDİ?

Vahyin Kesilmesi Sahabileri Nasıl Etkiledi?

HZ. MUHAMMED’E (S.A.V.) İLK VAHYİN GELİŞİ

Hz. Muhammed’e (s.a.v.) İlk Vahyin Gelişi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle