Bir Kimseye Başkasının Günahı Yüklenilir mi?

Bir insan başkasının günahıyla mı hesaba çekilir; yoksa herkes kendi niyet ve ameliyle mi yargılanır? Kur’ân’ın ortaya koyduğu bu adalet ölçüsü, sorumluluğun sınırını nerede çizer?

Hiç kimse bir başkasının günahını çekmez ve onun yerine cezalandırılmaz. Herkes kendi yaptığının karşılığını görür. Bu sebeple birinin hatası yüzünden başkasına da ceza vermek doğru değildir. Ancak birinin günahında bir başkasının da ihmali ve tesiri söz konusu ise o başka!

Vâlilerden biri, yakaladığı bir suçluyu elinden kaçırmıştı. O kızgınlıkla kaçırdığı adamın dayısını çağırdı:

— Eğer yeğenini getirmezsen onun yerine senin kafanı vurdururum, dedi. Adam:

— Müminlerin Emiri’nden (halifeden) yazı getirirsem beni serbest bırakır mısın? diye sordu. Vâli:

— Evet, bırakırım, dedi.

Bunun üzerine adam şunları söyledi:

— Sana Aziz ve Rahîm olan Allah’tan yazı getireceğim, Hz. İbrahim ve Musa’yı şahit tutacağım. Allah Teâlâ buyuruyor ki:

“Yoksa Musa’nın ve ahdine vefa gösteren İbrahim’in sahifelerinde yazılı olanlar kendisine haber verilmedi mi? Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.” (en-Necm, 53/36–38)

Bunun üzerine vâli:

— Onu bırakın, hakikaten kuvvetli bir delil getirdi, dedi.

YANLIŞI DÜZELTMEYEN, ONUN ZARARINA UĞRAR

İnsan gördüğü yanlışı eliyle veya diliyle düzeltmeye gayret etmelidir. Bunlara gücü yetmezse, hiç değilse onun kötü ve yanlış olduğunu düşünmeli, uzak durup kendini ona kaptırmamalıdır. Hataları düzeltmeyen, doğruları ortaya koyarak karanlıklar içinde bir kandil yakmayan insan, bir müddet sonra kendisi de zarar görür. Karanlığa ses çıkarmayanlar, gecenin derûnunda gizli olan belalardan nasiplerini alırlar. Kendileri faydalanmasa bile başkalarının önünü aydınlatanlar ise muhtemel zararlardan kurtulurlar.

Âmânın biri kapkaranlık bir gecede elinde fener ve omzunda testi ile yürüyordu. Boşboğazın biri yanına yaklaştı ve:

— Ey şaşkın adam! Senin için geceyle gündüzün farkı yoktur. Senin gözünde karanlıkla aydınlık birdir. Öyleyse fenerin sana ne faydası olacak ki? dedi.

Bu söz üzerine anlamlı bir şekilde tebessüm eden âmâ şöyle dedi:

— Bu feneri kendim için değil, senin gibi kör kalpli sersemler için aldım ki bana çarpıp da testimi kırmasınlar.

SÖZDEKİ SİHİR

Söz söylemek bir sanattır. Aynı manayı ifade eden pek çok değişik söz vardır; lakin hepsinin de tesir gücü farklı farklıdır. Aynı manayı iki farklı kişi ifade eder: Biri muhatabını kızdırırken diğeri mesrur eder; biri uzaklaştırırken diğeri yaklaştırır.

Kemal Paşazade Said Bey, Ahmed Mithat Efendi ile birlikte yolda giderken karşılarına bir âmâ dilenci çıkıverir. Said Bey, arkadaşına dilencinin boş çanağını gösterip:

— Size güzel sözün tesirini anlatmak için bir dörtlük yazıp şu adamın göğsüne asacağım, der ve ilave eder:

— Neticeyi dönüşte görürüz.

Gerçekten de biraz sonra döndüklerinde dilencinin çanağı para ile dolmuştur.

Dörtlük şöyledir:

Hâlime atf-ı nazar eyleyen erbab-ı kerem,

Merhametle bana beş pare reva görmez mi?

Sadakayla beni dilşad eden ehl-i hayrı,

Vakıa ben görmesem de Huda görmez mi?

Hakikaten kerem ve hayır ehli, muhtaçları araştırarak onlara merhametle yardım ederler. Sadaka, infak ve muhtelif yardımlarla sevindirip mutlu ettikleri kimseler bunu hakkıyla takdir edemeseler bile Allah Teâlâ onların hayırlı amellerini görür ve mükâfatını lütfeder.

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

KİMSE KİMSENİN GÜNAHINI ÇEKMEZ

Kimse Kimsenin Günahını Çekmez

MÜSLÜMAN OLMADIĞI HALDE İYİ OLAN BİR KİMSE İÇİN AHİRETTE KURTULUŞ MÜMKÜN DEĞİL Mİ?

Müslüman Olmadığı Halde İyi Olan Bir Kimse İçin Ahirette Kurtuluş Mümkün Değil mi?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.