Kıyâmet Bilinci ve Ebedî Akıbetin Ciddiyeti

Dünya hayatının aldatıcılığına karşı mü’mini uyaran bu metin; nefis ve şeytanla süren imtihanın ciddiyetini, kıyâmetin yakınlığını ve ebedî akıbetin ihmale gelmez hakikatini âyet ve hadîsler ışığında hatırlatıyor.

İş ciddî, tedbir almak lâzım… İnsanlara ümid vermek, dâimâ kolaylaştırıcı olmak ve onları cennetle müjdelemek esas olmakla birlikte, gerçekleri görmek ve hatırlatmak îcab eder.

ALDANMAYANLAR KURTULUR: DÜNYA, ŞEYTAN VE SON HESAP

Evet, Allah’ın rahmeti boldur, kullarını her vesileyle affeder, günahlarını bağışlamak ister, lâkin inat eden, nefsânî zevklerinden vazgeçmek istemeyen kimseler için de azabı şiddetlidir. Onlar için yapılabilecek bir şey kalmamıştır.

Yüce Rabbimiz bizi şöyle îkaz eder:

“…Bilin ki, Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirmek sûretiyle sizi aldatmasın!.” (Lokmân 31/33. Ayrıca bkz. Fâtır 35/5)

İnsanlar bu dünyaya imtihan edilmek için gelirler. Nefislerine ve şeytana karşı dâimî bir mücâdelenin içinde olurlar. Bu mücadele ölünceye kadar devam eder. Maalesef insanların pek çoğu bu mücadelede mağlup olur. Yani nefis ve şeytanı yenerek cenneti kazanabilmek zannedildiği kadar kolay değildir. Aslında ebedî kazanca nâil olmanın, maddî ve bedenî bir zorluğu yoktur. Ancak insan, iradesine hâkim olarak kendini hayırlara ve salih amellere yönlendirme hususunda büyük bir zaaf gösterir.

Deccâl, Büyük Fitne ve Son Nesillerin Hâli

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.)’in şu hadîs-i şeriflerini okuyunca işin ciddiyetini hissetmemek mümkün değil:

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

“Ümmetimin hayatta bulunduğu bir zamanda deccâl çıkar ve kırk bu kadar zaman kalır. (Hadîsin râvîsi, Allah Rasûlü (s.a.v.)’in kırk gün mü, kırk ay mı, yoksa kırk yıl mı buyurduğunu bilemediğini söylemektedir.) Bunun üzerine Allah Teâlâ Îsâ bin Meryem’i yeryüzüne gönderir; o da deccâli bularak ortadan kaldırır. Sonra insanlar, aralarında hiçbir düşmanlık bulunmadan yedi yıl yaşarlar. Sonra Allah Teâlâ Şam taraflarından soğuk bir rüzgâr gönderir ve bu rüzgâr kalbinde zerre kadar hayır -veya iman- bulunan yeryüzündeki bütün insanların ruhunu kabzeder. Şayet biriniz dağın içine bile girse, bu rüzgâr onu mutlaka bulup canını alır. İşte o zaman yeryüzünde kötülüklere bir kuş hafifliğiyle dalan, yırtıcı hayvan atılganlığıyla şuursuzca saldıran kimseler kalır. Bunlar ne bir iyilik tanırlar ne de bir kötülüğü yadırgarlar. Şeytan bir insan kılığına girerek onlara görünür ve:

«–Dediğimi yapmayacak mısınız?» diye sorar. Onlar da:

«–Ne yapmamızı emredersin?» derler.

Şeytan da onlara putlara tapmalarını emreder. Onlar her türlü ahlâksızlığı yapıp putlara taparken rızıkları bollaşır, hayat şartları iyileşir. Daha sonra sûra üflenir. Onun sesini duyan herkes dehşet ve şaşkınlık içinde yıkılır kalır. Sûrun sesini ilk duyup can veren adam, devesinin havuzunu tamir eden bir kimsedir. Onunla birlikte yanındakiler de kendilerini yere atıp can verirler. Sonra Allah Teâlâ çiğ gibi -veya gölge gibi- bir yağmur yağdırır. İnsanların çürüyüp gitmiş cesetleri bununla yeniden hayat bulur. Ardından sûra bir kere daha üflenir; herkes yerinden fırlayıp kendilerine verilecek emri beklemeye başlar. Daha sonra:

«–Haydi, Rabbinize gelin!» denir. Meleklere de:

«–Onları alıkoyun; çünkü onlar hesâba çekilecektir» denir. Daha sonra yine meleklere:

«–Cehennemlikleri ayırın!» buyrulur. Onlar da:

«–Kaçta kaçını ayıralım?» diye sorarlar.

«–1000 kişiden 999’unu» denir. İşte o gün, dehşeti sebebiyle çocukların ak saçlı ihtiyarlar hâline geldiği bir gün olacaktır. O gün her şeyin ortaya çıktığı korkunç bir gündür.” (Müslim, Fiten 116)

Cenâb-ı Hak soruyor:

“Eğer inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyacaksınız?” (el-Müzzemmil, 17)

Bin Kişiden Biri Olabilmek

Kötülüklere bir kuş hafifliğiyle dalındığı ve günahlara yırtıcı hayvan atılganlığıyla koşulduğu günümüzde, binde bire girebilmek, hakikaten zor bir mes’eledir. Dînî konulara ciddiyetle yaklaşmayı ve gayret göstermeyi gerektirir.

Bu sebeple çocukları ak saçlı ihtiyarlara çeviren dehşetli kıyâmet günü için iyi hazırlanmak gerekir. En güzel şekilde hazırlık yapalım ki cennetliklerle cehennemliklerin ayrıldığı o korkunç gün, bizler için pişmanlık günü olmasın!..

Kıyamet vaktini uzak görmeyelim, zira o gün bize nefesimiz kadar yakındır. Nasrettin Hoca’ya kıyametin ne zaman kopacağını sorduklarında şu hikmetli cevabı vermiştir:

“–Hanım vefat ettiğinde küçük kıyamet, ben vefat ettiğimde ise büyük kıyamet kopmuş olur!”

Yani herkesin ölümü kendi kıyameti demektir.

Hocanın bu fıkrası herhalde şu hadîs-i şerîften alınmış:

Hazret-i Âişe (r.anhâ) şöyle anlatır:

“Çöl Arablarından kaba ve câhil birtakım adamlar vardı. Bunlar Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) gelirler ve:

«‒Kıyamet ne zaman kopacak?» diye sorarlardı.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) de onların en küçüğüne bakarlar ve:

«‒Bu genç yaşarsa, ona ihtiyarlık erişmeden sizin başınıza kıyametiniz kopar!» buyururlardı.”

Râvî Hişâm bin Urve (r.a.) der ki:

“Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.), «Kıyametiniz kopar!» sözüyle, onların ölümlerini kast ediyordu.” (Buhârî, Rikâk, 42)

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

ÖLÜM MELEĞİ KAPIYI ÇALDIĞINDA HAZIR MIYIZ?

Ölüm Meleği Kapıyı Çaldığında Hazır mıyız?

AHİRET YOLCULUĞU

Ahiret Yolculuğu

ÖLÜM VE AHİRETE HAZIRLIK İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Ölüm ve Ahirete Hazırlık ile İlgili Örnekler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.