İnsanların hatâlarını affetmek ve kusurlarını örtmek, en mühim ahlâkî vasıflardan biridir. Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği bu güzel haslet, îman ve ahlâkın kemâline işâret eder.
Sufiler, temiz gönülleri Rablerine vasıl kılmak için Kur'ân-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz'in sünnetinden aldıkları metotlarla insanları terbiye etmeye çalışırlar. Zikir, tefekkür, tezekkür, zühd, sohbet ve hizmet gibi usuller tüm tarikatların ana merkezini oluşturur. Ne var ki bu usuller aslında bir değişiklik olmadan zaman ve zemine göre farklı şekillerde uygulanabilir.
Hazret-i Mevlânâ, Hak yolunda aşk ateşiyle yanan, susuzluğu devamlı şiddetlenen, kanmayan, her ân vuslat iştiyâkı ile çırpınan ve coşan, mest ve meclûb bir gönüldür.
Türk mûsikisinde kullanılan nefesli bir saz olan neyin tarihi... Ney nedir? Ney sesi nasıl çıkar? Neyin icadı nasıl olmuştur?
Hazret-i Mevlânâ, kâmil insanın gönül sadâsını; bir bakıma da kendi hâlini, ney’in feryâd dilinden anlatmak zarûretinde kalmıştır.
Ayetullah, İsnâaşeriyye Şîası’nın âlim ve fakihleri için kullanılan bir unvandır.
Dr. Adem Ergül bir testi su hikayesini anlatıyor...
Abdülkâdir Geylânî Hazretleri buyurur: “Sizin dîninizin ortadan kalkmasının dört sebebi vardır: Birincisi: Bildiklerinizle amel etmemenizdir. İkincisi: Bilmediklerinizle amel etmenizdir. Üçüncüsü: Bilmediklerinizi öğrenmeyip câhil kalmanızdır. Dördüncüsü: Diğer insanların, bilmedikleri şeyleri öğrenmelerine engel olmanızdır.”
Cihan dershânesinde alık ve abus bir çehreyle dolaşmak; güllerin, sümbüllerin, bülbüllerin, rüzgârların, derelerin ve dağların hâl lisânından bir şey anlamamak, kalbin vîrâneye dönmesidir. Bu ise insana bahşedilmiş olan en kıymetli hazinenin kaybedilmesi demektir.
Kalbimiz, her vitrinden -müsbet veya menfî- mutlakâ bir tesir alır. Gönül dünyamızın keyfiyetini de bu tesirler tayin eder. Bu sebeple kalbimizin Rahmânî vitrinleri mi, şeytânî vitrinleri mi seyrettiğine son derece dikkat etmeliyiz.