Mânevî terbiyenin gâyesi, kişiye dâimâ ilâhî kameralar altında olduğu şuurunu kazandırmaktır. Bu sâyede nezâket, zarâfet, edep ve hayâ gibi yüksek hasletleri, onun tabiat-ı asliyesi kılabilmektir.
Nefsini terbiye etmek maksadıyla mürşidi tarafından kendisine verilen tuvalet temizleme vazifesini yerine getiren Mevlânâ Hâlid-i Bağdadi Hazretleri nefsinin, önüne çekmek istediği gaflet perdesini, ihlâs, samimiyet ve teslîmiyet sâikasıyla aşması...
Her fikir manzûmesinin ana gâye ve iddiâsı, insanı yükseltmek ve insânî münasebetlere bir seviye kazandırmaktır. Fakat hiçbir beşerî sistem, bu gâyeyi gerçekleştirmede İslâm ile kıyas edilebilecek bir noktaya ulaşamamıştır. Bunun sebebi, beşerî sistemlerin, imkânları sınırlı olan akla dayanmasıdır.
Kulluk, haddini bilmekle başlar. Bunu lâyıkıyla bilen bir insanda ise büyüklenmeye, varlık ve benlik iddiâsına mecâl kalmaz.
Muhammed Zâhid Hazretleri’nin kız kardeşinin oğlu olan Derviş Muhammed Hazretleri, Şehr-i Sebz’in İmkene köyündendir. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’ın neslindendir. Dayısı Muhammed Zâhid Hazretleri’nin sohbet ve hizmetinde bulunarak tasavvuf yolunda ilerlemiş ve kendisine hilâfet verilmiştir.
Ana-babaların yavrularını Kur’ân ve Sünnet iklîminde yetiştirmeleri, evlâtlarının mânevî hayâtının ziyân olmasını önlemek için zarûrî bir vazîfedir. Bu, aynı zamanda bizim Kur’ân’a ve Peygamber Efendimiz’e bağlılık ve muhabbettimizin de seviyesini göstermektedir.
Sâhibü’l-Vefâ Mûsâ Topbaş Efendi’de gönülleri gözetme hassasiyeti...
Mânevî terbiye yoluna ilk adım attığımızdan beri, “Az ye, az konuş, az uyu!” tavsiyesi dile getirildi. Hiç kimse “ben duymadım” diyemez, çünkü muhterem büyüklerimiz hiç ihmâl etmeden tekrar tekrar ve sürekli tebliğ etti. Biz de bu yazıda meselenin yemekle ilgili kısmından bahsetmek istiyoruz.
Tasavvuf, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e vâris olmuş gerçek mürebbîler elinde; nebevî terbiye metodlarıyla, nefsin tezkiye, kalbin tasfiye edildiği mânevî bir mekteptir. Bu mânevî terbiye mektebine dâhil olarak “insan-ı kâmil” olma yolunda mesâfeler katetmeye “seyr u sülûk” tâbir olunur.
Tasavvuf, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ve ashâb-ı kirâmın vecd içinde yaşadığı “takvâ hayatı”dır. Tasavvufla ilgili yapılan belli başlı bazı tarifler.