Gözün görme, kulağın da işitme tâkati belli bir mesâfeye kadardır. O mesâfeden uzak olanı görmek ve işitmek imkânsızdır. Bunun gibi kazâ ve kaderin de lâyıkıyla idrâki, beşerî tâkatin üzerindedir. Çünkü bizler, hâdiseleri sebep ve bahânelerle bilip çözmeye çalışırız. Onun ardındaki hikmeti ekseriyetle idrak edemeyiz.
Huzeyfe ibni Esîd radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz’in sünnetine tabi olma hususunda çok titiz davranan bir sahâbî!...
Derdine derman arayan, ama gerçekten “arayan”, dermansız bırakılmaz bu yolda... “Ben kulumun zannı üzereyim!” buyuran Allah Teâlâ, elbette rahmetini esirgemez. O (cc), kendisine yöneleni çöplükte dolaştırmaz, çöplükte dolaşana ise kapılarını kapatmaz. O’nun uğrunda yapılan her fedakârlığın mükâfâtı kat kat ödenir.
Rabbimizin bizim için yazdığı değişmez yazıya "kaderimiz" diyoruz. O kaderle doğup nefes alıyoruz bu âlemde. Yediğimiz içtiğimiz, baktığımız duyduğumuz, düşünüp yaptığımız her şey o kaderin tecellisidir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, huzurlu bir evlilik ve âile hayatı için gerekli şartları anlatıyor...
Şerrin Allah’tan olması meselesine gelince, hiçbir şer O’nun murâdı ile değildir. Ancak Cenâb-ı Hak, -râzı olmasa da- imtihan îcâbı olarak, şerrin de vukû bulmasına izin vermiştir.
Kader mevzuunda derinleşmekten ziyâde onun hikmetini doğru bir şekilde kavramak, bu hususta en mühim ve kâfî bir ölçüdür.
Allâh’ın irâdesi, bütün oluşlarda mevcuttur. O’nun irâde ve kudretinin dâhil olmadığı hiçbir şey gerçekleşemez. Bir toz bile yerinden kalkamaz ve küçük bir sineğin kanadı bile kıpırdayamaz.
Şebnem Dergisi Yazarı, Ayşenur Vural, derginin Mayıs sayısında, Rubailerle taçlandırdığı ibretlik bir hikaye kaleme alıyor.
Gönül genişliği ve iç huzuru bugün geçmişe oranla kaybettiğimiz hasletlerin en başında geliyor. Zira Rabbimiz kalplerin ancak kendisini zikretmekle huzur bulacağını ve itminana ereceğini ferman buyuruyor. Bundan uzaklaştığımız oranda da iç sıkıntıları, stres ve negatif duygular tarafından çepe çevre kuşatılıyoruz.