Aklımız dünyadaki hakikati kâmil mânâda kavrayabilir mi? Aklın «bilme, bulma, anlama» gücünün sınırı var mıdır? İşte aklın hakikatle ilişkisi...
Tasavvuf yoluna samimiyet ve gayretle giren kişinin ahlâkı güzelleşir, kendisinde güzel huylar tecellî eder. Ancak bunlar da, evrâdını büyük bir feyz ve huzur içinde yapıp, mânevî sohbetlere düzenli olarak devam etmekle elde edilir.
İnsanda fıtrî temâyüller, “akıl” ve “irade” denilen iki kâbiliyetin doğru kullanılmaması neticesinde zaafa uğrar, bozulur ve insan da tevâzûdan uzaklaşıp şeytanın sıfatı olan “kibir”le muttasıf hâle gelir. Hazreti Mevlânâ buna karşı insanın toprak gibi mütevazi olması gerektiğini söylüyor.
Hayatta herkesin farklı hedefleri var. Hepimiz için müşterek bir hedeften bahsedebilir miyiz? Hedef tespit ederken nasıl bir usûl takip etmeli ve hangi hassâsiyetlere sahip olmalıyız?
İnsanların istîdatları birbirinden farklı olduğu gibi, zaafları da muhteliftir. Bu sebeple eğitimcinin âdeta bir ruh doktoru titizliğiyle insana yaklaşması gerekir. Birine faydalı olan bir söz ve davranış, bir başkasına zarar verebilir. Bu yüzden eğitiminden mes’ûl olduğumuz insanların karakterlerini çok iyi tanımamız lâzımdır.
Kadın ve çocukların, dînî, ahlâkî bakımdan olgunlaştırılması; onların dünya ve âhiret saâdetlerine sebep olacak şekilde terbiye edilmeleri, erkeğe âit mühim vazifelerdendir. Bir erkeğin âile yuvasında dikkat edeceği hususlar ise şöyledir...