Fuzuli, gerçek saadeti Allah sevgisinde arayanlardandır.
Rabbimiz velî kullarına, ihlâs ve samimiyetlerine mukâbil, gönüllerde tasarruf salâhiyeti ihsân eylemiştir.
Aradan geçen yedi yüzyıla rağmen eskimemiş ve Anadolu’nun her bucağı, ona sahip çıkma temâyülü ile kendisine on iki yerde kabir ve makam isnâd etmiş bulunan Allah dostu...
Mevlana Hazretlerine “şeb-i arûs” ilhamını veren Hz. Ayşe validemizin iki maddelik vasiyeti...
Gönülleri muhabbet-i Muhammedî ile dolu âşık sahâbîler, Resûlullah Efendimiz’in dile getirdiği emirler kadar O’nun îmâ ve işâretlerine bile büyük bir hassâsiyetle dikkat ederlerdi. Öyle ki, O’nu sâlih bir amel üzere bir defa görmeleri kâfî idi. Ayrıca bunu emretmesine gerek kalmaz, o güzel sünneti ömür boyu tatbik etmeye çalışırlardı.
Yunus Emre Hazretlerinin bütün mahlukatı kucaklayan beyanı, dünyanın neresinde olursa olsun -zalim veya mazlum- bütün insanlığı dünya ve ahiret planında kurtaracak bir can simididir.
Şeyh Sâdî buyurur: “Senin boyunduruğun altında, emrine tâbî ve hizmetine âmâde köleye lüzumsuz yere ve haddinden fazla öfkelenme. Sen de haddini bil ve aşırı gitme! Zira mahşer günü köle âzâd olur, serbest bırakılır ve onun efendisi olan sen zincire vurulursan, bu senin için en büyük rezilliktir…”
Kişinin mânevî kıymeti, gerçek mânâda âhirette belli olacaktır. Bu yüzden kula düşen; hiçlik ve acziyet hissiyâtı içinde, kulluğa devam etmektir. Bizler de son nefes endişesi sebebiyle hayatımızı her nefes Kitap ve Sünnet’i yaşama gayreti içinde geçirmeliyiz.
Eserlerinizde sıkça kullandığınız “ilâhî kudret akışları” ifâdesiyle kastettiğiniz mânâyı biraz açar mısınız?