Câfer-i Sâdık Hazretleri’nin muhterem babası ve dedeleri, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in getirdiği ilmi almak için, ashâb-ı kirâmın peşinde koşmuş, onlardan Efendimiz’in emsalsiz örnek şahsiyetini, mübârek hayatını ve Sünnet-i Seniyye’lerini sorup öğrenmişlerdi. Bunu mûteber hadis kitaplarındaki rivâyetlerinden de anlamaktayız.
Talebelerini düşünerek îsar yapmak, hoca için yüksek bir fazîlet ise de, firasetli olup ihtiyacını arzedemeyen iffetli hocaefendileri de görüp gözetmek, gözlerine irfan sürmesi çekilmiş basiret ehli zenginlerin göstermesi gereken diğer bir fazîlettir.
Öğrendiği her yeni bilgiye, ilmine ilim katmak bakış açısıyla değil de cehâletinin bir konuda daha azaldığı nazarıyla bakabilmek, ne güzel bir tevâzudur! Bu tevâzu ile hoca ile talebe arasında muhabbet hattı kurulamaz ise feyz ve bereket de oluşmaz.
İlmin vâsıtası olarak kitap, her dönemde müdekkik nazarlarda kıymetini korumuştur. İlimden bir mesele öğrenmek için aylarca yol yürümeyi göze alan ilim sevdalıları gibi kitap sevdalıları da olagelmiştir. Bir koleksiyon için değil de ilim için göze alınan her türlü fedakârlığa saygı duyulur.
Haddini bilmek en büyük edeplerden biridir. Tevâzu, olgunluk nişanıdır. Bir vazifeye tâlip olmaktan ziyade matlûb olmak, liyâkat nişânıdır ve böyleleri çoğunlukla ilâhî rahmete nail olacaklarından işlerinde muvaffak olurlar.
Kâsım bin Muhammed (r.a.); emîn/güvenilir, verâ ve takvâ sahibi, yüce bir zât idi. Büyük bir fakih ve dînî ilimlerde imâm idi. Her hâli ile, zamanının en değerli şahsiyeti ve mürâcaat mercii idi.[1]
Cenâb-ı Allah, ilmi ve âlimi aziz kılmıştır. Allah’ın aziz kıldığını izzetli tutanı da Yüce Mevlâ aziz kılar. İşte bu sebepledir ki ne zaman devlet erkânı, ilmi ve âlimi üstün tutmuşlar ise devletleri de yücelmiş ve iktidarları dâim olmuştur.
İlim tahsilinde hocadan feyz almak önemlidir. Hocanın talebesine yönelik gönül himmeti ise muhabbet ve tâzim nispetinde gerçekleşir.
Hazreti Selman -radıyallahu anhanın- hikmetli sözleri...
“Beşikten mezara kadar ilim” hedefi, İslâm Peygamberinin gösterdiği yüce bir hedeftir. Bu hedef, mânevî terakki ve kemâl yolculuğunun son ana kadar devamını emreder.