Gerçek âlimler, bilmediklerinin daha çok olduğu anlayışıyla, son nefese kadar bir yönüyle talebe olmanın ihtiyacını hissederler. Bilmedikleri bir mesele karşısında, gururlanmadan, tevâzuya bürünerek “bilmiyorum” diyebilme cesaretini ve kemâlini gösterirler.
Özellikle 20. ve 21.yüzyılda İslâm'ı kötülemek, imajını zedelemek için İslâm'ın bilimle ters düşen ve İslâm'ın bilimsel keşiflerin önünü kapayarak toplumun gelişmesine mâni olan bir yapıya sahip olduğunu söylemekteler. Oysa İslâm medeniyeti kucağında yetişen ve modern bilimin de temelini atan Müslüman bilim adamları ve İslâm'ın bilimsel keşiflere açık olan yapısı, bu düşünceyi çürütüyor. Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, bu konuyu bakın nasıl anlatıyor?
Yaz geldi. Sıcağı düşünün... Sonra denizlerin diplerinden, ormanlardaki yapraklara kadar, Güneş enerjisiyle yaşayan canlıları... Daha sonra Dünya'ya, Güneş'in uzaya yaydığı 4 milyon ton enerjinin sadece 2 milyarda birinin yansıdığını düşünün... Ve sonra şu ayeti okuyun: "Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı sizin hizmetinize O verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmişlerdir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır."(16:12)
İnsan elbette Hak yolunda karşılıksız koşabilmelidir. Hizmet eri böyle düşünmeli. Ancak hizmeti veren de hizmet erini daima koruyup kollamalı. İstismarın kokusu bile ilişkileri bozmaya yeterlidir.
Dünya hayatında insanın istikbâline tesir edecek en mühim müessirler nelerdir?
Hak ve hakikat davetçileri olan Peygamberler, Rabbânî âlimler ve mürşidler, insanların kendilerine gelmelerinden çok, onların yanına giderek gönül kapılarını çalmışlar ve onları kazanmaya gayret etmişlerdir.
İlmin zâhir ve bâtında kemâlinin alâmeti, o ilmin faydalı olmasıdır. İlmin faydası ise, sahibinin haşyet ve takvâsını artırmasıdır. Yani kulun istikametidir.
Yrd. Doç. Dr. Adem Ergül, "Hangi ilim daha faziletlidir?" başlığı ile anlattığı güzel bir kıssa.
Mazeret üreterek iş ya da hizmetten geri kalmak mesûliyet getirir. Ancak mazerete sığınmadan mevcut durumda ortaya çıkan zaruretler sebebiyle, iş ya da hizmetten geri kalmak, kişiyi mazur kılar ve mesûliyetten kurtarır. Hatta niyet samimi ise ve şartlar sonuna kadar zorlanmış ise yapmış gibi ecre nail olunur.
Peygamber Efendimizin teheccüde kalkınca okuduğu dualar.