Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de mü’minlerin kardeş olduğunu beyan buyurur.[1] Efendimiz de din kardeşleri arasında sağlam bir muhabbet bağı tesis edilmeden kâmil bir îmâna ulaşılamayacağını bildirir.[2]
Altınoluk Dergisi, 371. sayısında "Tebliğde Temsil Hassasiyeti" üst başlığında "Yol Kesici Olmamak" konusunu işliyor.
Meşhûr menkıbelere göre Yûnus Emre, çok fakir bir kimse olup geçimini çiftçilik yaparak temin etmekteydi.
Cenâb-ı Hak cömert kulunu sever ve diğer insanlara da sevdirir. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz insanların en cömerdi idi. Kendisinden önce ashâbını ve ümmetini düşünürdü.
Kur’ân-ı Kerîm’de tefekkür ve tezekkürü hatırlatan pek çok âyet-i kerîme var.1 Bunlar içinde Âl-i İmrân sûresine bakıyoruz; şöyle buyruluyor: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her zaman) Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru.
Prof. Dr. Ömer Çelik, kıyâmetten, mahşerden ve hesap gününden bahseden Mekkî Sûrelerden Zilzâl Sûresi'nin tefsirini yapıyor.