Ramazân-ı Şerîf, aynı zamanda güzel bir kulluk terbiyesidir. Allâh’a samîmî bir gönülle kul olamayanlar, neticede kula kul olmak gibi kötü bir âkıbete dûçâr olurlar. Bu hâl ise insanlık haysiyet ve şerefine yazık etmektir.
Prof. Dr. Orhan Çeker, Ramazan'da hangi hallerde oruç tutulmayacağını anlatıyor.
Bir mü’min, Allâh’ın herhangi bir mahlûkunu gördüğü zaman tefekkür hâlinde olmalı; “Ben onun, o da benim yerimde olabilirdi.” diyerek Cenâb-ı Hakk’ın bu muazzam lûtuf, ihsan ve ikramına karşı şükrünü artırmalıdır.
İkram ve ihsanla gönül kapılarına dokunmak, çoğu zaman o kapıların açılmasını sağlar. Ancak burada niyet çok önemlidir. İnsanı köleleştirme adına ve onu kendine kul ve köle yapma maksadını güden ikram ve ihsanlar, avcının ağına, celladın ipine benzer. Bunu yapana muhsin ve mükrim değil, belki zâlim ve cellat demelidir.
Peygamber Efendimizin teheccüde kalkınca okuduğu dualar.
Hüdâyi'de Ramazan'ın güzelliği bir başkadır. Ramazan'da Hüdâyi, sadece akşama kadar aç kalmaktan ibaret olmayan oruç ibadetinin, manevi ufkuna ermek için açılan bir kapı oluyor âdeta. İnsanlar gündüz vakti, Aziz Mahmud Hüdâyi Camii'nde, ibadet u taatini huşu içinde yerine getiriyor. İftar saati geldiğinde ise Aziz Mahmud Hüdâyi Vakfı'nın Aşevi'nde zengini, fakiri aynı sofrada, aynı nimete şükrediyor, dua ediyor. Sahurda ve iftarda kapısı herkese açık olan, Hüdayi Aşevi'nde, bir zengini, bir fakirin suyunu, çorbasını doldururken görebilirsiniz. Hüdayi'nin Ramazan ikliminde bir günün nasıl geçtiğini sizler için görüntüledik.
Hırs ve hased, bütün günahların kaynağıdır. Hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: “Üç şey vardır ki, bütün günahların kaynağıdır; bunlardan muhakkak sakınınız!
İslâm’ı ihsân kalitesinde yaşama disiplini diyebileceğimiz tasavvufî terbiyede “içinde yaşanılan ân”ın farkında olmak, büyük bir önem taşır. Bu irfân ocaklarının en büyük hedeflerinden birisi, hiç şüphesiz kişiyi gafletten, ihmâlden, ertelemekten, bilinçsiz ve şuursuz bir hayat anlayışından korumak ve basiret üzere diri bir kulluk kıvamına ulaştırmaktır. Yeni tabirle “farkındalık düzeyi yüksek” hassas bir kişilik kalitesi kazandırmaktır.
Bizler, Peygamber Efendimiz’in 1400 sene sonra gelen ümmetiyiz. Bugün artık “sahâbî” olma imkânımız bulunmuyor. Fakat âyette zikredilen, “Muhâcirler ve Ensâr’a güzelce tâbî olan ihsan sahipleri”nden olma imkânı, bütün ümmet-i Muhammed için kıyâmete kadar bâkīdir.
Dr. Ahmed Hamdi Yıldırım Hoca, "Müslüman 1 Nisan şakası yapabilir mi?" sorusunu cevaplandırıyor.