Osmanlı’da vakıflar aracılığıyla yapılan hayır hizmetlerinin Osmanlı toplumundaki etkileri...
Günümüzde her yuvada saâdeti yakalamak mümkün olmuyor. O hâlde ailede saâdet ve huzura ulaşmak büyük bir nîmet oluyor. Yuvayı daha huzurlu hale getirmek için nelere dikkat edilmeli? Huzurlu yuva nasıl olur?
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, huzurlu evlilikte 5 şartı anlatıyor...
Aile huzurunu baltalayan, saâdete gölge düşüren temel sebeplerden biri de memnuniyetsizliktir. Bu yüzden Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i şerîflerde bu mesele net bir şekilde ele alınmıştır.
Nefis terbiyesi nasıl olur? İşte nefis muhasebesi yapabileceğiniz 20 adım.
Huzurlu bir toplum için her birey elini taşın altına koymalı ve hem kendi hem toplum için birşeyler yapmalıdır. Buna huzurlu bir aile ile başlanabilir ve tabiki toplum huzur ve refahını gözetecek davranışlar, yardımseverlik, empati, kul hakkı, şefkat, birbirini gözetme, komşuluk gibi...
Hakkında “Kaybedilme Kabiliyeti” adlı bir belgesel çekilen Mustafa Savgan 1979 yılında 100 bin TL ikramiye kazandı. 1982 yılında milli piyango bileti alan Savgan’a 30 milyon TL çıktı. 1984 yılında yine milli piyango aldı bu sefer kendisine 15 milyon TL ikramiye kazanan Savgan yılmadı 1987 yılında aldığı milli piyango bileti ile 2 milyon TL kazandı. Kendisinin belgeseli yapıldığında ise "ayakkabı boyacılığı" yapıyordu.
Allah dostlarının, insanların rûh ve kalbine tesir maksadıyla kullandıkları en mühim vâsıtalardan biri olan sohbet ve zikir meclisleri, ilâhî rahmet, huzur, rûhâniyet ve feyzin sağanak sağanak yağdığı dünyadaki cennet bahçeleridir. Zira nefsini tezkiye, kalbini tasfiye etmiş bir kimsenin sözlerinde, yaşadığı hâlin duyguları yüklüdür. Bu duygularla ve ihlâsla söylenen sözler, muhâtabın kulağından kalbine yol bularak, hayırlı tesirler hâsıl eder ve ebedî saâdete vesîle olur.
İnsanın iç dünyasındaki harp meydanında, en güç bertaraf edilecek olan menfî temâyülün en şerlisi “hased”dir. Kökü çok derinlerde olan bu menfî temâyülü söküp atmak güç olduğu gibi o bir defa kök salıp yerleşince de insanı dâimî bir huzursuzluğa mahkûm eder.
Ashâb-ı kirâm için ibadetler, Cenâb-ı Hak ile mülâkât ve yakınlaşma anlarıydı. Dolayısıyla çok mühim ve bulunmaz birer fırsat ve huzur hâliydi. Onlar bütün ibadetlerini, Cenâb-ı Hakk’ın emrine muhâtap olma bahtiyarlığına ermenin heyecanıyla yapıyor, herhangi bir ibadeti yerine getirmeyi büyük bir şeref ve nîmet olarak görüyorlardı.