İslâm’ı ihsân kalitesinde yaşama disiplini diyebileceğimiz tasavvufî terbiyede “içinde yaşanılan ân”ın farkında olmak, büyük bir önem taşır. Bu irfân ocaklarının en büyük hedeflerinden birisi, hiç şüphesiz kişiyi gafletten, ihmâlden, ertelemekten, bilinçsiz ve şuursuz bir hayat anlayışından korumak ve basiret üzere diri bir kulluk kıvamına ulaştırmaktır. Yeni tabirle “farkındalık düzeyi yüksek” hassas bir kişilik kalitesi kazandırmaktır.
Her an şuurla ve her an diri olma hali, sadece tasavvufun önemsediği bir karakter yapısı değildir. Sufi arayan insandır. Diriliğin peşinde koşandır. Şuurunu bileyendir. Bu, her Müslüman için olmazsa olmaz bir hassasiyettir.
Kendi mânevî değerlerini yitirerek, “süslü, ama ruhsuz” başka medeniyetleri taklit etmek, fertler ve toplumlar için büyük bir sefâlet ve alçalıştır. Müslüman olmak, bir insana şeref olarak yeter. İslâm’ın dışında şeref ve izzet arayanların bahtına ise, tarih boyunca hep mahrumiyet ve acılar düşmüştür.
Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Kilis'teki Öncüpınar konteyner kentine yerleştirilen Suriyeli Arapağa çifti, ilerlemiş yaşlarına rağmen kamp yönetiminin de desteğiyle 45, 39 ve 30 yaşlarındaki engelli çocuklarına bakıyor.
Her geçen gün biraz daha yaşlanıyor ve farkında olmadan kesintisiz bir şekilde ölüme doğru yol alıyoruz. Bütün dünyevî varlıklar gibi fânîliğe mahkûm... Gerçek ve sonsuz hayat ise, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvî ve ebedî bir hakikat!.. Böylesine sonsuz bir hayat karşısında dünya hayatı, deryadan bir katre kabîlinden değil midir?
Çocuklarımızı tek başımıza biz mi büyütüyoruz, yoksa onlar televizyonların, dizilerin ve internet sitelerinin çocuğu olarak mı büyüyorlar? Ne kadar bizim rengimizi taşıyorlar? Biz, ne kadar kendi renklerimize büründük? Acaba hercâî bir model ile, herkesten farklı farklı renkler devşirerek “İslâm’ın rengini”, “Allâh’ın boyasını” oluşturacağımızı mı düşünüyoruz?
İnsan idrâki, bu dünyadaki her şeyi ancak zıddı ile kavrayacak şekilde yaratılmıştır. Meselâ renkler arasında kontrast/zıtlık arttıkça daha net bir görüntü elde edilir. Tıpkı siyah bir örtü üzerinde beyaz bir noktanın hemen fark edilmesi gibi. Bu hakîkat, maddî-mânevî her hususta geçerlidir.
Şükür; şımarıklığa, aşırılığa, dolayısıyla nimetin zevâline engel olma irâdesidir. Sabır, belâyı daha başka belâlara sebep kılmama, günahı günahlara gerekçe yapmama disiplinidir. Hadisimiz, bu irade ve disiplinin sadece olgun mü’mine has olduğunu haber vermekte, imanın, tepkilerimize olan etkisini gözler önüne sermektedir.
Nasıl ki bir arı, peteğini doldurmak için bin çiçeği gezerse, bizler de bir bal arısı misâli, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ve Hak dostlarının örnek hayatlarından hisseler almalı ve bu güzellikleri hayatımızın her ânına aksettirmeliyiz. Böylece parlak bir ayna misâli, İslâm’ın güler yüzünü bütün insanlığa yansıtmalıyız.
Müslüman; her şeyin daima en iyisini, en doğrusunu ve en güzelini arayan hikmet âşığıdır. Müslüman, sürekli bir arayış içindedir; yaptığı, söylediği ve düşündüğü, o güne kadar ortaya konanların en mükemmeli olsa bile onunla yetinmez.