Genç Dergisi, 9. yılı hediyesi olarak “Medeniyet Öncülerimizden 365 Lider Davranış” isimli kitabı okuyucularına veriyor. Ekim [2014] sayısında işlenen dosyada bu kitapla bağlantılı olarak hazırlanmış. Yeni Türkiye'nin gençlerine rehber olacak “Medeniyet Öncülerimizden 365 Lider Davranış” kitabının yazarı Dr. Adem Ergül ile bu kitabı hakkında konuştuk.
Patricia Kata, Macaristanlı, yirmi yaşında bir üniversite öğrencisi… Okulunu bitirdiğinde Özel Eğitim Uzmanı olup Down Sendromlu ve genetik hastalıklı öğrenci ve çocuklara hizmet edecek, inşallah… Onurla taşıdığı başörtüsünün içinde, öyle edeple ve mâsumâne bakıyor ki sanki yeni Müslüman değil de hep korunarak büyümüş bir genç kız gibi… Onun hidâyet öyküsü, insanın çevresi ne kadar kötü olursa olsun, istediğinde Allâh’ı bulma ve O’nun emirlerini yapma hususunda kişinin kendi irade ve isteğinin çok daha uygun bir faktör olduğunu gösteriyor. Buyurun, Patricia’nın İslâm’a doğru yaptığı yolculuğa şâhid olmaya…
15 Eylül 2014 Pazartesi günü Hacı Gedikli ağabey Rahmet-i Rahmân’a kavuştu. 16 Eylül günü öğle namazına müteakip kendi imar ettiği Sami Efendi Külliyesi’nde cenaze namazı kılındı. Başta Abdülhakim-i Arvâsî olmak üzere pek çok evliyânın medfun olduğu Bağlum mezarlığına defnedildi.
İstanbul Müftülüğü ve TDV İstanbul Şubesi’nin ortak yayını olan Din ve Hayat dergisi 22. sayısı yayınlandı. 4 ayda bir yayınlanan ve bir konu özelinde, dosya konularıyla çıkan derginin bu sayısında “İletişim ve Din Dili” masaya yatırılıyor.
Hayattaki her nîmet gibi mahrûmiyetlerin de ilâhî bir imtihan tecellîsi olduğunu, hatırımızdan çıkarmamalıyız. Şâyet Allah bir şeyi nasip etmemişse, bunu da gönül gözüyle okuyup; “Bunda da bir hayır vardır.” diyerek her hâlükârda şükredebilmeliyiz. Zira gaybı bilen, yalnız Cenâb-ı Hakʼtır.
Günümüzde değer hükümleri hızla değişmekte bundan dilimizdeki kavramlar da nasibini almaktadır. Dilimizde ve kültürümüzde var olan "İyi insan" "İyi Müslüman" kavramı giderek önemini kaybediyor. Prof. Dr. İsmail L. Çakan’ın yeni baskısı yapılan "İyi Müslüman" kitabında, yüce dinimizin tanımladığı insan kavramı ve nitelikleri hadisler ışığında açıklanıyor.
Nefs; içimizdeki bütün kötü isteklerdir, süflî arzulara duyulan meyildir. İnsanı Allah’tan uzaklaştıran bütün şeytânî hisler, nefsten ibârettir. Dünya, yaratıldığı günden beri kulların kulluk değerinin tespit edildiği bir imtihan dershânesidir. Bu sebeple insanoğlu hem kötülüklerle donatılmıştır hem de iyiliklerle… Yine bu sebepledir ki nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye, yâni tasavvufî eğitim şarttır.
Mahlûkâta Hâlık’ın merhamet nazarıyla bakabilen kâmil mü’minler, günahkâr bir insana bile -ne kadar günaha batmış olursa olsun- özündeki mükemmelliğe îtibâr ederek, sırt çevirmezler. Onun hidâyetini ve tevbeye yönelmesini diler, ebedî hayâtını kurtaracak bir can simidi olmaya gayret ederler.
Yaşadığımız kâinat, fiilî bir Kur’ân ve esmâ-i ilâhiyyenin tecellîleri ile müzeyyen bir sanat hârikasıdır. Cenâb-ı Hak, kullarının rûhen zarifleşip hassasiyet kazanarak ilâhî azamet tecellîleri ve kudret akışlarını gönül gözüyle seyredebilmesini ve bunun neticesinde kendisi ile bir dostluk kurulmasını arzu etmektedir. Bu vesile ile Kur’ân-ı Kerîm’de çok çeşitli ve hayran bırakıcı muhtelif üsluplar kullanmıştır. Bu üsluplardan biri de bazı varlıklar üzerine edilen yeminlerdir. Öyleyse Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de niçin bazı varlıklar üzerine yemin etmektedir?
Bir milletin istikbâlini önceden görebilmek kerâmet değildir. Zira gençlerin temâyüllerini seyretmek, bunu teşhis için kâfîdir.