Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Ankara Ahmet Hamdi Akseki Camii’nde Türkiye Diyanet Vakfı’nın “Yurtiçi Akademi Programları” kapsamında ‘2018 Sömestr Kampı’na katılan üniversiteli öğrencilerle sabah namazında bir araya geldi.
Kurân-ı Kerîm'in bazı ayetlerde “sıratı müstekim” şeklinde ifadesi İslam’ın çizdiği hayat tarzı ve hayatı okuyuş biçimi, aynı ifade güzelliği ile bize İslam’ın geniş bir caddeye benzetilmesini salık veriyor.
Biz kendimizi içinde bulunduğumuz gafletten, tembellikten kurtarmadan Kudüs düşmandan kurtarılamayacaktır. Haydin hak yolunda seferberliğe, nemelazımcılığa, uyuşukluğa, bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesine savaş açmağa, Kudüs ile yeniden dirilmeğe!
Büyük İslâm âlimi, tarihçi ve sosyolog İbn-i Haldun "Akıl sağlam bir terâzidir. Ama onunla Allâh’a ve âhirete âit meseleleri, peygamberlik hakîkatlerini, akıl ötesi hakîkatleri ölçemezsiniz. Bu boş bir gayret olur ve bir kişinin, «Ne kadar hassas tartıyor!» diye kuyumcu terazisinde dağları tartmak istemesine benzer. Terazinin sağlamlığına bir şey denilemez ama onun gücünün bir sınırı vardır. Aynı şekilde aklın «bilme, bulma, anlama» gücünün de bir sınırı vardır, onun dışına adım atamaz." diyor.
“Akıl göz, vahiy ışıktır.” Gözünü yuman kendini karanlıkta bırakır. Müslüman ne gözden ne ışıktan geçebilir. Bu zor şartlarda şeytanlaşmış düşmanlar içinde yaşamak zorundaysak, “mankurtlaşmış zombiler üzerimize salınacaksa gözümüzü de, gönlümüzü de dört açmak zorundayız demektir.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri “Mânevî hâller, şerîate bağlıdır; şerîat hâllere bağlı değildir. Çünkü şerîat sağlam ve kesindir, doğruluğu vahiyle sâbittir. Hâller ise zannîdir, keşif ve ilhamla sâbittir.” buyururarak bununla birlikte, şer’î esaslara riâyetle birlikte yapılan zikir ve tefekkürlerün de çok fazîletli olduğunu belirtiyor.
Yâkub Çerhî Hazretleri hem medreselerde zâhirî ilimleri tahsil etmiş bir âlim, hem de tasavvuf yolunda ilerlemiş bir mürşid-i kâmil idi. Nitekim, günümüze kadar ulaşan on eseri,[1] kendisinin ilmî sahadaki vukufiyetini açıkça göstermektedir.
“Tartışmanın galibi yoktur” denilir. Özellikle hakikatin ortaya çıkması ya da hâkim olmasından ziyade, kişilerin galibiyetinin hedeflendiği münazara ortamları, nefislerin meydan savaşına döner ki, kazananı da kaybedeni de zarar görür. İşte İmâm-ı Azam hazretlerinin dikkat çektiği incelik buradadır. Özleri henüz olgunlaşmamış kimselerin özellikle iman-küfür meseleleri üzerinde tartışmaları tehlikeli sonuçlara götürebilir.
Aklımız dünyadaki hakikati kâmil mânâda kavrayabilir mi? Aklın «bilme, bulma, anlama» gücünün sınırı var mıdır? İşte aklın hakikatle ilişkisi...
Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatı, i’lâ-yı kelimetullah dâvâsına adanmış bir hayattır. O, Allah’ın dinini anlatmak, yaymak, onu yüceltmek için çalışmış, bu gâye uğruna kendisine yapılan bütün işkencelere ve hakaretlere göğüs germiş bir mücâhiddir. Mahkemelerde söylediği şu sözler, gerçek Hak erlerinin adanmış ruhlarını göstermesi bakımından önemlidir...