Bugünkü insanlığın dünyada biraz daha rahat ve uzun yaşayabilme arzu ve endişesine mukâbil, sahâbe neslinin en büyük arzusu; yüz akıyla, vicdan huzûruyla ve selîm bir kalp ile âhirete intikâl edebilmekti.
Mü’mini menfaatperestlikten kurtararak diğergamlığa sevk eden şefkat ve merhamet duyguları, îmânın ne güzel bir tezâhürüdür. İslâm’ı, îman nîmetinden mahrum gönüllere tebliğ edebilmek de ne saâdettir.
Muhabbetin kantarı fedakârlıktır. Ashâb-ı kirâmın hayatı incelendiğinde, baştan başa fedakârlık olduğu görülür.
Allah yolunda infak etmenin fazileti nedir? İnfakın adabı nasıldır?
Lisanda gerekli gereksiz çokça tekrar olunan kelimelere “pelesenk” denir ki, bu bir konuşma zaafıdır. Hele böyle bir kelime, yakışıksız veya kaba ifâdeli ise, bunun mahzûru çok daha büyüktür.
Hakkʼa vâsıl olan yüksek şahsiyetler, dâimâ hizmet yolundan giderek menzillerine ermişlerdir.
Her hususta sabır zarûrîdir. İbadette devamlılık için sabır… İsyâna karşı, nefse ve nefsânî arzulara karşı sabır… Musîbetlere, çilelere, belâlara karşı; rızâyı zedelememek, gönül hoşnutluğunu muhafaza için sabır…
Şeyh Sâdî buyurur: “Akıllı bir adama sormuşlar: «‒Bahtiyar kime derler ve bedbaht kimdir?» O da şu cevabı vermiş: «‒Bahtiyar o kimsedir ki; yer, (gerektiği kadar sarf eder) ve eker. Bedbaht da ona derler ki (harcamadan biriktirdiklerini) ölünce bırakıp gider.»”
Dertli, garip, yalnız ve kimsesize merhamet ve infakla sahip çıkılan bir toplumda; hiçbir siyasetçinin, sosyoloğun, psikoloğun temin edemeyeceği bir kardeşlik iklimi oluşur. Gönüller rahmet taşırır. Yürekler, bîçârelerin sığınak ve barınağı olur…
Gaflete dalan insan, diliyle yaptıklarını, eliyle yaptıkları kadar önemli görmeme hatasına düşer. Hâlbuki çoğu zaman dilin kalplerde açtığı yarayı hiçbir şey açamaz. Bu sebeple; “Dilin kemiği yok” bahanesine sığınarak ağızdan ok misâli geri dönüşü olmayan sözlerin çıkmasına göz yummak, ağır bir uhrevî vebaldir. Bunun içindir ki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “Özür dilemeni gerektirecek sözü söyleme.” buyurmuşlardır. (İbn-i Mâce, Zühd, 15)